Yargıtay 3. Hukuk Dairesi E.2024/637 K.2025/1698
3. Hukuk Dairesi 2024/637 E. , 2025/1698 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/1995 E., 2023/2229 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : İzmir 6. Tüketici Mahkemesi
SAYISI : 2018/25 E., 2022/321 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili, müvekkili ...'in, hamilelik sürecindeki kontrollerini davalı hastanede, diğer davalı doktor gözetimi altında yaptırdığını, bebek ...'ın sağ olarak 29.11.2014 tarihinde doğduğunu, bebeğin görünümünün diğer bebeklerden daha mor olduğunu, bebeğin solunum sıkıntısı çektiği halde "epizyo (kesintisiz doğum)" teşhisi ile 20 gün sonra kontrol tarihi verilmek suretiyle 30.11.2014 tarihinde anne ve bebeğin taburcu edildiğini, bebeğin görünümünün giderek morarması ve solunum sıkıntısı çekmesi nedeniyle 02.12.2014 tarihinde davalı hataneye başvurduklarını, konjenital kalp hastalığı (doğuştan veya doğuşta var olan, TGA) teşhisi konulmak suretiyle . ... Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edildiğini, bu hastanede büyük arter transpozisyonu ve patent foramen ovale teşhisi konulduğu, burada da hatalı ve geç tedavi uygulanması suretiyle bebeğin hayatını kaybettini, davalıların gerek doğum öncesi gerekse doğum sonrası bebeğin bakım ve gözetimini gereği gibi yerine getirmemesi nedeniyle bebeğin ölümünden sorumlu olduklarını ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla; 1.000,00'er TL maddi 100.000,00'er TL manevi tazminatın 06.05.2016 tarihinden itibaren işleyecek değişen oranlarda avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
Davalı hastane vekili; ... Üniversitesi Hastanesinden gelen tıbbi kayıtlara göre bebeğin kalp rahatsızlığından ötürü tedavi gördükten sonra aradan yaklaşık 17 ay geçtikten sonra Pnömoni (zatürre) teşhisiyle hastaneye yatırıldığını ve bu rahatsızlığına bağlı olarak gelişen komplikasyonlar sonucu vefat ettiğini, anne karnındaki bebeğin kalbindeki rahatsızlığın teşhis edilip edilmemesiyle bebeğin zatürreden dolayı vefat etmesi arasında illiyet bağı olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... vekili; bebeğin pnömoni sebebiyle vefat ettiğini, müvekkilinin tıbbın gereklerini yerine getirdiğini, gebelik esnasında teşhis yapılmamasından sorumlu olmadığını, çünkü mevcut risk durumuna göre gerekli tüm tetkikleri yaptırdığını ve böyle bir rahatsızlığı teşhis edebilecek radyoloji uzmanından gebeliğin normal olduğuna dair 6. ayda "risk yok" raporu aldığını, gebelik esnasında rahatsızlık teşhis edilseydi dahi yasal kürtaj sebebi olmayacağını, yine gebelik esnasında rahatsızlık teşhis edilseydi de zaten daha farklı bir tedavi uygulanmayacağını, hasta ve bebeğin riskli grupta olmadığını, bebekteki kalp rahatsızlığının gebelik esnasında tespit edilememiş olmasının sonuca hiç bir etkisinin olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; alınan bilirkişi heyeti raporu ve ATK raporuna göre, davacıların çocuğuna yönelik, doğum sırasında ve sonrasında gerekli müdahalelerinin yapılarak ileri tetkik ve tedavileri için bir üst merkeze sevkinin yapıldığı, hastalığa yönelik cerrahi ve medikal tedavilerin düzenlendiği, yapılan medikal ve cerrahi işlemlerin eksiksiz olarak yapıldığı, yapılanların hastanın tıbbi durumuna uygun olarak yapıldığı, ancak doğumsal hastalığı ile ilgili tedavisinin yapıldığı sırada ek olarak gelişmiş olan hastalıkların bu süreci değiştirdiği, çocukta gelişen komplikasyonlara yönelik tıbbi müdahalelerin zamanında ve uygun olarak yapıldığı, cerrahi ve medikal tedavilerinin tamamlanmış olduğu, ancak izleminde araya giren bir enfeksiyon nedeni ile çocuğun kaybedilmiş olduğu, bu doğrultuda yapılan uygulamaların tıp literatüründe genel kabul görmüş ilke ve kurallara uygun olduğu, davacıların çocuklarının ölümünün herhangi bir tıbbi kusur ya da ihmalden kaynaklanmadığı, ölüm nedeninin primer hastalığı (d-TGA, PFO, Sekundum ASD, Koroner Arter Anomalisi) nedeniyle değil, 04.08.2015 tarihli ameliyatı sonrasındaki 07.09.2015 tarihli taburculuğundan yaklaşık 7 ay sonra gelişen bronkopnomoni nedenli olduğu, bronkopnomininin mevcut hastalıkları veya tedavisine bağlı olarak geliştiğinin söylenemeyeceği ve gelişen bronkopnömeninin tanı ve tedavisinde gecikme ya da eksiklikten de bahsedilemeyeceği, dolayısıyla çocuğa uygulanan tıbbi işlemlerde ihmal ya da tıbbi uygulama hatası olmadığı, davalı hastane nezdinde çalışan davalı doktorun özen yükümlülüklerini yerine getirdiği, davalı doktor ve hastaneye yüklenebilecek bir kusur, hata yada ihmal olmadığı gerekçesiyle; davanın reddine karar verilmiş; karara karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; kararın hukuka uygun olduğu gerekçesiyle; davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı süresi içinde davacılar vekilinin temyiz başvurusunda bulunduğu anlaşılmıştır.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili; ATK raporunun yetersiz olduğunu, büyük arterlerin transpozisyonu anomalisinin, doğumdan hemen sonra acil müdahale gerektiren hayati bir doğumsal kalp hastalığı olduğunu, bu nedenle bu bebeklerin hastalığının, anne karnında yapılan “fetal ekokardiyografi” tetkiki ile doğumdan önce tespit edilmesinin önemli olduğunu, davalı doktor tarafından “fetal ekokardiyografi” yapılmış olsaydı, müteveffada bulunan büyük arterlerin transpozisyonu anomalisinin doğumdan önce tespit edilebileceğini ve erken başlanan tedavi süreci nedeniyle ölümün engelleneceğini, bu nedenle hükme esas alınan 29.04.2021 tarihli Adli Tıp Raporu ile bebekte meydana gelen kalp rahatsızlığının gebelik esnasında tespit edilememiş olmasının sonuca bir etkisi olmadığı veya davalı yanca işbu kalp hastalığının teşhisinin mümkün olmadığına dair gerekçelerin haksız olduğunu, davalı doktorun, hamilelik süresince değerleri normal dışı olan müvekkili ...’e bu konuda herhangi bir bilgilendirme yapmadığı gibi bu durumda üzerine düşen yükümlülükleri de yerine getirmediğini, adli tıp raporunda müteveffa bebekte meydana gelen bronkopnömoninin mevcut hastalıkları veya tedavisine bağlı olarak geliştiğinin söylenemeyeceği yönünde görüş bildirilmişse de; kişinin eşlik edenlerinin hastalıklarının varlığının pnömoni risk faktörleri arasında olduğunun tıbben bilinen bir gerçek olduğunu, İlk Derece Mahkemesince açıkça eksik ve hatalı incelemeye dayanan ... Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı'nca tanzim edilen 29.04.2021 tarihli Adli Tıp Raporu’na yönelik itirazlarının kabulü ile dosyanın İstanbul Adli Tıp Kurumu 8. İhtisas Kurulu'na gönderilmesine, mahkemece aksi kanaatte olunması halinde ise İstanbul Adli Tıp Kurumu Üst Kurulu'na gönderilmesine karar verilmesi gerekirken, söz konusu 29.04.2021 tarihli adli tıp raporunun hükme esas alınarak maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesinin açıkça hatalı olduğunu, kararda istinaf taleplerinin reddine yönelik hiçbir gerekçe gösterilmediğini, kararın denetime elverişli olmadığını ileri sürerek; bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, hekimin sorumluluğundan kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Temyizen incelenen karara esas alınan ATK raporu ve bilirkişi raporunda; bebeğin hastalığına yönelik, doğum öncesi ve doğum sonrası yapılan uygulamaların tıp literatüründe genel kabul görmüş ilke ve kurallara uygun olduğu, bebeğin ölümünün herhangi bir tıbbi kusur ya da ihmalden kaynaklanmadığı, ölüm nedeninin primer hastalığı (d-TGA, PFO, Sekundum ASD, Koroner Arter Anomalisi) nedeniyle değil, 04.08.2015 tarihli ameliyatı sonrasındaki taburculuğundan yaklaşık 7 ay sonra gelişen bronkopnomoni nedenli olduğu, bronkopnomininin mevcut hastalıkları veya tedavisine bağlı olarak geliştiğinin söylenemeyeceği ve gelişen bronkopnömeninin tanı ve tedavisinde gecikme ya da eksiklikten de bahsedilemeyeceği belirtilmiştir.
Gerek maddi gerekse manevi tazminata hükmedilebilmesi için ortada hukuka aykırı bir eylem, bir zarar, bu zarar ile eylem arasında illiyet bağı ve kusur bulunmalıdır. Hemen belirtmek gerekir ki tazminat hukukunda sorumluluktan söz edilebilmesi için sadece eylemin yasaya veya sözleşmeye aykırı olması yeterli olmayıp, eylem sonucunda bir zararın da doğmuş olması ve zararla eylem arasında uygun illiyet bağının da bulunması gereklidir. Somut olayda müteveffa bebeğe doğum öncesi ve doğum sonrasında davalı hastanede davalı doktor yapılan işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu tespiti dikkate alındığında, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın onanması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,18.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.