Yargıtay 3. Hukuk Dairesi E.2024/4378 K.2025/1531

🏛️ 3. Hukuk Dairesi 📁 E. 2024/4378 📋 K. 2025/1531 📅 12.03.2025

3. Hukuk Dairesi         2024/4378 E.  ,  2025/1531 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2021/62 E., 2023/601 K.
DAVA TARİHLERİ : 11.09.2014/21.11.2014
Mahkemece bozmaya uyularak verilen karar, taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usuli eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1. Asıl davada davacı kiracılar vekili; dava konusu 5 katlı taşınmazın yapılan ihale sonucunda 01.01.2014 başlangıç tarihli ve bir yıl süreli kira sözleşmesi ile müvekkillerine kiralandığını, ancak taşınmazda yaptırılan tespit sonucu kullanılabilir hale getirilmesi için 1.043.000,00 TL tadilat yapılması gerektiğinin belirlendiğini, davalı kiraya verene yapılan ihtara rağmen taşınmazın kullanılması için gerekli tadilatlar yapılmadığından 26.08.2014 keşide tarihli ihtarname ile sözleşmenin başlangıç tarihinden itibaren feshedildiğini ileri sürerek; teminat bedeli olarak verilen 112.500,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte tahsiline ve davalı kiraya verene borçlu olmadıklarının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
2. Birleşen davada davacı kiraya veren vekili; kira sözleşmesi gereğince aylık peşin olarak ödenmesi gereken kira bedellerinin ödenmediğini, tahsili amacı ile başlatılan icra takibine davalılar tarafından haksız olarak itiraz edildiğini ileri sürerek; itirazın iptali ile takibin devamına, davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Asıl davada davalı vekili; taşınmazın 28.11.2013 tarihinde yapılan ihale ile kiraya verildiğini, ihale öncesi davacıların taşınmazı inceleyerek ihaleye katıldığını, kira sözleşmesinde de taşınmazın kullanıma hazır bina olduğunun belirtildiğini, davalının kısıtlı olması nedeniyle vesayet makamı tarafından davacının talepleri incelenerek, taşınmazda yapılacak 215.450,00 TL tadilat giderinin kira bedelinden mahsup edilebileceğine karar vermesine rağmen davacıların kötüniyetle hareket ettiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
2. Birleşen davada davalılar vekili; davanın reddini istemiştir.
III. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
1. Bozmaya uyan Mahkemece verilen 09.01.2020 tarihli kararla; asıl davanın reddine, birleşen davanın kabulüne, itirazın iptali ile takibin devamına, 158.400,00 TL icra inkar tazminatının birleşen dosya davalılarından müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiş; karar, asıl davada davacılar vekili tarafından asıl ve birleşen davaya ilişkin olarak temyiz edilmiştir.
2. Dairece verilen 25.11.2020 tarihli ilamla; asıl davaya ilişkin tüm, birleşen davaya ilişkin diğer temyiz itirazlarının reddine karar verildikten sonra," Mahkemece, kiralananın tahliye tarihinin belirlenerek teminatın takibe konu borçtan mahsubunun gerekip gerekmeyeceği yönünde bir hüküm kurulması gerekir." gerekçesiyle, karar bozulmuş; söz konusu karara karşı, asıl davada davacılar vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
3. Dairece verilen 08.06.2021 tarihli ilamla; asıl davada davacılar vekilinin sair düzeltme istemlerinin reddine karar verildikten sonra, "... Her ne kadar dosya kapsamında kiracının anahtar teslimini ispata ilişkin yazılı bir belge bulunmamakta ise de, kiraya verenin vasisinin vesayet makamına 10.09.2014 tarihinde yapmış olduğu başvuru nazara alındığında, kiralanan taşınmazın bu tarihte kiraya verenin hakimiyet alanına geçtiği anlaşılmakta olup, tahliye tarihinin 10.09.2014 olarak kabulü gerekir. Bu itibarla; davalıların tahliye tarihi olan 10.09.2014'e kadar ödenmeyen kira borçlarından sorumlu olduğu, bu tarihten sonra da, ancak kira dönemi sonu ile sınırlı olmak kaydıyla, Mahkemece bilirkişi marifetiyle belirlenecek, taşınmazın yeniden aynı koşullarla kiraya verilebileceği makul süreye ilişkin kira bedelinden sorumlu olabileceği, makul süre kira bedeli alacağı, tazminat niteliğinde bulunup likit olmadığından, bu bedel yönünden davalılar aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilemeyeceği ve yine sözleşmenin (7.) maddesinde '' teminatın kira bedeline mahsup edilemeyeceği, tahliye anında varsa kiracının ödemekle yükümlü olduğu giderler ile kira borçları ve kiralanana verilen zararların bedeli mahsup edildikten sonra iade olunacağı '' düzenlendiğinden, teminatın borçtan mahsubu gerektiği değerlendirilmek suretiyle sonucuna göre karar verilmesi gerekir. " gerekçesiyle, birleşen davaya ilişkin hükmün belirtilen gerekçeyle bozulmasına karar verilmiştir.
4. Bozmaya uyan Mahkemece verilen ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararla; 03.11.2021 tarihli bilirkişi raporunda 10.09.2014 tahliye tarihine kadar birikmiş kira bedeli ve işlemiş faiz 600.563,34 TL olup 10.11.2014 tarihine kadar kiraya verilebileceği kanaatiyle 10.09.2014 ile 10.11.2014 arasında 60 günlük dönem için 133.201,20 TL kira alacağının tespit edildiği, toplamda ise 733.764,54 TL birikmiş faizli kira bakiyesi hesaplandığı gerekçesiyle; Yargıtay bozma ilamı ve alınan tüm bilirkişi raporları uyarınca asıl davanın reddine, birleşen davanın kısmen kabulü ile taraflar arasındaki kira sözleşmesi hükmü uyarınca 10.09.2014 tarihine kadar işlemiş olan kira borcundan (550.000,00 TL) teminat bedeli olan 112.500,00 TL'nin mahsubu ile takip tarihi itibariyle asıl alacak 437.500,00 TL ve 51.764,54 TL işlemiş faizi bakımından takibin devamına, asıl alacak tutarı olan 437.500,00 TL üzerinden %20 oranında icra inkar tazminatının birleşen dosya davalılarından müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiş; karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1. Davacılar/birleşen davada davalılar vekili; birleşen dava kısmen kabul edildiğinden kısmen reddine karar verilen miktar üzerinden müvekkili lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini, bozmadan sonra bilirkişi ücretinin müvekkili tarafından yatırıldığını, kabul ve red oranına göre müvekkili lehine yargılama giderine hükmedilmesi gerektiğini, ancak müvekkili tarafından yapılan masrafların üzerinde bırakıldığını, asıl davada yatırılan harçtan maktu red harcı düşüldükten sonra bakiye kısmın müvekkiline iadesini, asıl dava önceki hükümle kesinleştiği halde yeni kurulan hükümde yeniden davanın reddine karar verilerek daha önce vekalet ücreti ödendiği halde yeni vekalet ücretine hükmedildiğini, bu hususlar yönünden kararın bozulmasını veya düzeltilerek onanmasına karar verilmesini talep etmiştir.
2. Birleşen davada davacı/asıl davada davalı vekili; teminatın kira borcundan mahsup edilmesi ve inkar tazminatının eksik hesaplanmasının yanlış olduğunu, teminatın bilirkişi tarafından hesaplanan 550.000,00 TL kira alacağından mahsubunun doğru olmadığını, teminat bedelinin makul süre kira bedelinden mahsubunun gerektiğini, Mahkemece taşınmazın yeniden kiraya verilebileceği makul süre kira bedeli yönünden hüküm kurulmadığını, birleşen davada hükmedilen alacak miktarına göre vekalet ücretinin eksik hesaplandığını belirterek, kararın bozulmasını talep etmiştir.
B. Gerekçe ve Değerlendirme
Uyuşmazlık, asıl davada kiracı tarafından açılan menfi tespit, birleşen davada kiraya veren tarafından açılan ödenmeyen kira alacağının tahsiline yönelik başlatılan takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
1. Temyizen incelenen Mahkeme kararının; bozma ilamında belirtilen hukuki esaslar gözetilerek verildiği, bozmanın kapsamı dışında kalarak kesinleşmiş olan yönlere ilişkin sebeplerin incelenmesinin artık mümkün olmadığı anlaşılmakla, taraf vekillerinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Kural olarak bozma kararına uyulmakla bozma kararında belirtilen biçimde işlem yapılması yolunda lehine bozma yapılan taraf yararına kazanılmış hak, aynı doğrultuda işlem yapılması yolunda yerel mahkeme için zorunluluk doğar.
Belirtilmelidir ki; bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. "Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlanan bu olgu mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirmektedir (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı).
Bu ilke kamu düzeni ile ilgili olup, Yargıtayca re'sen dikkate alınması gerekir. Hâkimin değişmesi dahi açıklanan bu hukuki ilkeye etki yapamaz.
Temyize konu kararda, Mahkemece; bozma kararına uyulduğu halde gerekleri tam olarak yerine getirilmemiş, bozmaya uygun karar verilmemiştir. Şöyle ki; uyuşmazlık bulunmayan davaya konu 01.01.2014 başlangıç tarihli ve bir yıl süreli kira sözleşmesinde, kira bedelinin aylık net 66.000,00 TL olarak, muaccel olduğu ayın 1. günü mesai saati sonuna kadar davacının banka hesabına ödeneceğinin kararlaştırıldığı, davacı kiraya veren tarafından davalı kiracılar aleyhine 10.11.2014 tarihinde başlatılan icra takibinde, 2014 yılı 1- 11. aylar kira bedeli ile muacceliyet şartı gereği 2014 yılı 12. ay kira bedelinin (12 x 66.000,00 TL) faizi ile birlikte 848.726,32 TL olarak talep edildiği, bozma ilamıyla, tahliye tarihinin 10.09.2014 olarak kabulünün gerektiği, buna göre, davalıların tahliye tarihi olan 10.09.2014'e kadar ödenmeyen kira borçlarından sorumlu olduğu, bu tarihten sonra da, ancak kira dönemi sonu ile sınırlı olmak kaydıyla, Mahkemece bilirkişi marifetiyle belirlenecek, taşınmazın yeniden aynı koşullarla kiraya verilebileceği makul süreye ilişkin kira bedelinden sorumlu olabileceği gözetilerek bir karar verilmesi gerektiği belirtildiği halde, Mahkemece sadece 10.09.2014 tarihine kadar işleyen kira bedelleri yönünden hüküm kurulduğu, makul süre kira bedeline ilişkin olumlu veya olumsuz bir hüküm kurulmadığı görülmüştür. Bozma ilamına uyulmakla bozma gereğinin yerine getirilmesi zorunludur. O halde Mahkemece, bozma ilamı doğrultusunda inceleme yapılarak varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken; yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
3. Kısmi temyiz sebebiyle hükmün bir bölümünün (talep sonuçlarından bazılarının) temyiz edilmemek suretiyle kesinleşmesi, temyiz edilip onanmak suretiyle kesinleşmesi (bozmanın kapsamı dışında kalması) arasında kesin hükmün bağlayıcılığı, müstakilen infaz kabiliyeti bulunması, mevcut uyuşmazlığın yeniden ele alınması mümkün olmayacak biçimde çözümlenmesi yönlerinden herhangi bir fark bulunmamaktadır. Nitekim, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı da, doktrinde bu şekilde yorumlanarak, mevcut uygulamanın Yargıtayın bozma dışında kalan kısımları da hukuksal denetime tabi tutarak bu kısımlara artık yeniden geri dönülmesini engellemek istediği ve bunu da bozmanın kapsamı dışında kalan yönlerin ( talep sonuçlarının ) kesinleştiğini kabul etmek suretiyle sağladığı biçimde değerlendirilmiştir. Somut olaya gelindiğinde, asıl ve birleşen dava, birbirinden bağımsız, müstakil davalar olması nedeniyle, Mahkemece asıl davanın reddine dair verilen 09.01.2020 tarihli karar bozma kapsamı dışında kaldığından, bu konuda yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde esası hakkında yeniden hüküm kurularak davalı lehine karar tarihindeki avukatlık ücret tarifesine göre vekalet ücretine hükmedilmesi de usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
4. Bozma nedenine göre, taraf vekillerinin birleşen davada hüküm altına alınan vekalet ücreti ve yargılama giderlerine ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Taraf vekillerinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE,
2. Temyiz olunan Mahkeme kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri kanunu'nun Geçici 3. maddesi atfıya 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428. maddesi gereğince davalı yararına BOZULMASINA,
3. Bozma nedenine göre, taraf vekillerinin birleşen davada hükmedilen vekalet ücreti ve yargılama giderlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine,
1086 sayılı Kanun'un 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,12.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.