Yargıtay 3. Hukuk Dairesi E.2024/2246 K.2025/1422
3. Hukuk Dairesi 2024/2246 E. , 2025/1422 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/229 E., 2024/523 K.
İHBAR OLUNAN : Gulf Sigorta A.Ş.
DAVA TARİHİ : 17.07.2020
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 41. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2023/87 E., 2023/394 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; müvekkili şirket lehine Bitlis İli, Ahlat İlçesi sınırlarındaki 735,45 hektarlık alanda geçerli 10 yıl süreli IV.Grup (Pomza) İşletme Ruhsatı tahsis edildiğini, şirketin faaliyetleri devam etmekte iken ruhsat alanına Adalet Bakanlığı tarafından Ahlat 400 Yataklı Açık ve Kapalı Cezaevi Projesi başlatıldığını, projeye konu idari işleme karşı iptal davası açılması için davalı ile 13.07.2017 tarihinde Avukatlık Sözleşmesi imzalandığını, davalı tarafından 15.09.2017 tarihinde Van 2. İdare Mahkemesinin 2017/2474 E. sayılı dosyası ile idari işlemin iptali davasının açıldığını, Mahkeme tarafından davacı vekilinin ıslak imzasının bulunmadığı veya dilekçenin elektronik imza ile imzalanmadığı, iptali istenen işlemin ve başvurunun dava dilekçesine eklenmediği, işlemin öğrenilme tarihinin belirtilmediği gerekçeleri ile dava dilekçesi reddedilerek eksiklerin giderilmesi için 30 günlük hak düşürücü süre belirlendiğini, davalının 30 günlük hak düşürücü sürenin bitiminden sonra 04.01.2018 tarihinde Van 2.İdare Mahkemesinin 2018/39 E. sayılı dosyası üzerinden yeniden dava dilekçesi verdiğini, davanın yetkisizlik yönünden reddiyle yetkili Ankara İdare Mahkemesine gönderilmesine karar verildiğini, Ankara 14. İdare Mahkemesinin 2018/378 E. sayılı dosyasında davanın 30 günlük süre geçtikten sonra açılması sebebiyle reddedildiğini ve kararın istinaf incelemesinden geçerek kesinleştiğini, davalının özen yükümlülüğüne aykırı davranarak müvekkilini zarara uğrattığını ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 100,00 TL maddi tazminatın davalıdan tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı; davanın zamanaşımına uğradığını, 674 sayılı KHK'nın 17. maddesiyle 5275 sayılı Kanun'a eklenen 7. madde ile ceza infaz kurumlarının yapım iş ihalesinin yapılma koşullarının genişletildiğini, İdare Mahkemesinde açılan davanın özen yükümlüğüne aykırılık olmasa dahi her halükarda reddedileceğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
1. Ankara 9. Tüketici Mahkemesinin 26.11.2020 tarihli kararıyla; davaya bakmakla görevli Mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu gerekçesiyle, davanın görevsizlik nedeniyle reddine karar verilmiş, karara karşı, süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 04.02.2021 tarihli kararıyla istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
2. İlk Derece Mahkemesinin 17.06.2022 tarihli kararıyla; davacının zararı en erken Ankara 14. İdare Mahkemesinin 2018/378 E., 2018/302 K. sayılı dosyasını 27.11.2018 tarihinde aldığı suretle, en geç idareye başvurduğu 23.01.2019 tarihinde öğrendiği, yine 13.05.2019 tarihinde İdare Mahkemesine başvuruda bulunduğu, tüm bu tarihler üzerinden geçen süreye rağmen eldeki davanın 17.07.2020 tarihinde hakkın doğumunun öğrenildiği tarihten 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 40. maddesinde belirlenen yasal 1 yıllık süre geçtikten sonra açıldığı gerekçesiyle, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş, karara karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
3. Bölge Adliye Mahkemesinin 19.01.2023 tarihli kararıyla; vekalet ilişkisi devam ettiği sürece zaman aşımı süresinin işlemeyeceği, Mahkemece taraflar arasındaki vekalet ilişkisinin sona erip ermediği tespit edilerek buna istinaden zamanaşımı süresinin dolup dolmadığı belirlenerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle, istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
4. İlk Derece Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; taraflar arasında vekalet ilişkisinin sonlandığına dair kayıt ortaya konulamamasına göre davanın zaman aşımı süresi içerisinde açıldığı, Ankara 14. İdare Mahkemesinin 2018/378 E., 2018/302 K. sayılı kararının kesinleşmesinden önce davacı yararına 26.04.2018 tarihli Kurul kararı ile işletme ruhsat sahasının proje ile çakıştığı alandaki tamamı inşaat alt yapı yatırım gideri olarak hesaplanan toplam 198.945,95 TL yatırım giderinin ödenmesine karar verildiği, davacı adına vekili tarafından Adalet Bakanlığına 23.01.2019 tarihli başvuru ile ödenmesi taahhüt edilen 198.945,95 TL'nin ödenmesi ve şirketin uğradığı menfi ve müspet zararların tazmininin talep edildiği, Van 1. İdare Mahkemesinin 2019/1090 E. sayılı dosyasında davacı tarafından 13.05.2019 tarihinde Adalet Bakanlığı aleyhine menfi ve müspet zararlarının tazmini için dava açıldığı, Mahkemece zararın bulunmadığı belirtilerek davanın reddine karar verildiği ve kararın kesinleştiği hususları gözetildiğinde davacının zararının oluştuğunun eldeki dosya yönünden ortaya konulamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; karara karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; zararın varlığının ispat edilemediğinin kabulü ile davalı vekilin sorumluluğunun söz konusu olmadığına yönelik mahkeme kabulünde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle; istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; Mahkemece tam yargı davasında yeterli inceleme yapılmış ve müvekkilinin herhangi bir zararı bulunmadığı tespit edilmişçesine yorum yapılarak zararın mevcut olmadığına karar verildiğini, tam yargı davasında esasa girilmeyerek müvekkilinin zararının hesaplanmadığını, hükme esas alınan raporda bilirkişi dosyanın kendisine intikal eden konusu bakımından değerlendirmeler için uzmanlığının olmadığının belirtip eksik ve hatalı değerlendirmelerde bulunduğunu, bilirkişi raporunda değerlendirilen 198.945,95 TL'nin şirketin uhdesinde bulunan ıv. grup pomza sahası için müvekkili tarafından yapılan inşa edilen yol giderine ilişkin ödeme olduğunu, yapılan ödemenin müvekkilinin zararını karşılamadığını ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, vekilin vekalet sözleşmesinden kaynaklanan özen yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.
1. Avukatın, vekil olarak borçları 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 502 ve devamı maddelerinde gösterilmiş olup, vekil, adı geçen Kanun'un 506. maddesinin ikinci fıkrasına göre müvekkiline karşı vekaleti sadakat ve özenle ifa etmekte yükümlüdür. Vekil, sadakat borcu gereği olarak müvekkilinin yararına olacak davranışlarda bulunmak, ona zarar verecek davranışlardan kaçınmak zorunluluğundadır.
"Özen borcu" ile ilgili Avukatlık Kanunu'nun 34. maddesinde mevcut olan, "Avukatlar, yüklendikleri görevleri, bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık ünvanının gerektirdiği saygı ve güvene yakışır bir şekilde hareket etmekle yükümlüdürler." şeklindeki hüküm ise, avukatlık mesleğinin bir kamu hizmeti olması nedeniyle, Türk Borçlar Kanunu'nun 506. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen vekilin özen borcuna göre çok daha kapsamlı ve özel bir düzenlemedir. Buna göre avukat, üzerine aldığı işi özenle ve müvekkili yararına yürütüp sonuçlandırmakla görevli olduğu gibi, müvekkilinin kendisi hakkındaki güveninin sarsılmasına neden olacak tutum ve davranışlardan da titizlikle kaçınmak zorundadır.Vekilin işin başarılı olması için mesleki bilgi ve deneyimleri ile hayat deneyimlerine ve işlerin normal oluşuna göre gerekli girişim ve davranışlarda bulunması, başarılı sonucu engelleyecek davranışlardan kaçınıp, basiretli olarak hareket etmesi, özen borcunun konusunu teşkil eder.
Bir avukatın yasa ile öngörülen süre içinde yapılması gereken işleri yapmaması, süresinde dava açmaması, temyiz süresini ihtiyatsızca hareket ederek kaçırması, özen borcunun gereği gibi ifa edilmediğini ve kusurlu olduğunu gösterir. Avukatın kusurlu bir davranışından dolayı sorumlu tutulabilmesi için kusurunun varlığından ayrı olarak, bu nedenle müvekkilinin bir zararının da meydana gelmesi şarttır. Kusurlu davranışından dolayı müvekkili zarara uğramış ise avukat zararı karşılamak zorundadır. Bu durumda davalının sorumluluğuna gidebilmek için, davalının eylemi nedeniyle davacının bir zarara uğrayıp uğramadığının, eylemle zarar arasında illiyet bağının bulunup bulunmadığının da belirlenmesi gereklidir. Çünkü tazminat hukukunda sadece eylemin yasaya ve sözleşmeye aykırı olması yetmez, ayrıca bu eylem sonucu bir zararın doğmuş olması ve zararla eylem arasında uygun illiyet bağının bulunması zorunludur.
2. Temyizen incelenen kararda belirtilen gerekçeye, özellikle davacının zararın tazmini için Adalet Bakanlığına karşı açtığı tam yargı davasında zarara yönelik iddialarını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine yönelik verilen kararın kesinleştiğinin, bu şekilde yukarıda açıklandığı üzere davacı zararının oluştuğunun ispatlanamamış olduğunun anlaşılmasına göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370/1 maddesi uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı bakiye temyiz harcının temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,10.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.