Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E.2025/444 K.2025/4570
7. Hukuk Dairesi 2025/444 E. , 2025/4570 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/2141 E., 2024/2535 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Sarayönü Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2021/166 E., 2023/121 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı bir kısım davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkilleri ile davalılar arasında görülmekte olan ortaklığın giderilmesi davasında, taraflar arasındaki "29.09.1999 tarihli miras taksim mukalavesinin" sahte olduğunu ispatlamaları için taraflarına süre verildiğini, anılan sözleşmenin merhum anne ...'in okuma-yazmasının olmaması sebebiyle geçersiz olduğunu, okuma-yazma bilmeyen ...'in esasen mühür kullandığının sözleşmede imzası bulunan tanık ... tarafından ortaklığın giderilmesi dava dosyasına verdiği beyanıyla da doğrulandığını, taksim sözleşmesinde ismi altında imzası bulunsa da imzanın muris ...'ye ait olmayıp bu sebeple taksim sözleşmesinin geçerli olmadığını belirterek; 29.09.1999 tarihli miras taksim sözleşmesinin iptalini talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalılar ... ve ... vekili cevap dilekçesinde; 21.11.2018 tarihli celsedeki beyanında davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
2. Diğer davalılar cevap dilekçesi ibraz etmemişlerdir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...Dava konusu sözleşmenin geçerli olabilmesi için sözleşmenin iki tanık huzurunda yapılması, bu tanıkların sözleşmeyi imzalaması, ayrıca ihtiyar heyetinin de sözleşmeyi onaylaması gerektiği, aksi halde sözleşmenin geçersiz olduğu, her ne kadar sözleşmeyi tanık sıfatıyla imzalayanlar bulunuyor ise de; mahalle muhtarı ve azalar için açılmış imza hanelerinin boş olduğunun tespit edildiği, sözleşmenin yapıldığı dönemde görev yapan muhtar ve ihtiyar heyetinin kimlik bilgileri celb edilerek tanık sıfatıyla dinlendikleri, tüm hususlar birlikte değerlendirildiğinde; davaya konu 29.09.1999 tarihli miras taksim sözleşmesinin imzalandığı tarihte yürürlükte olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 297/son maddesinde öngörülen şartları taşımadığı, 743 sayılı Türk Medeni Kanununun da 611. maddesine aykırı düzenlendiğinin tespit edildiği, sözleşmenin iptali gerektiği..." gerekçesiyle; davanın kabulü ile 29.09.1990 tarihli "miras taksim mukavalenamesi ve senettir." başlıklı miras taksim sözleşmesinin iptaline karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde bir kısım davalılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalılar vekili temyiz dilekçesinde; davanın açılmasının üzerinden dört yıl geçtikten sonra sunulan mühürün daha önce sunulmamış olup yargılamanın son aşamasında nasıl-neden bulunup sunulduğunun Mahkemece sorgulanmaksızın mühürün muris ...'e ait olduğuna, murisin imza atamayıp okuma-yazmasının olmadığına kanaat getirilmek suretiyle hukuka aykırı bir karar verildiğini, öncesinde mühür kullanmadığı kabul edilmişken daha sonra sunulan mühürün murise aitmiş gibi hükme esas alınmasının çelişkili olduğunu, tatbike medar imzaların yeterince araştırılmadığını, dinlenen tanıkların murisin işlemlerinde mühür kullanıp kullanmadığını ve dava konusu sözleşmeye imza atıp atmadığını bilmediklerini açıkça belirttikleri halde Mahkemece sözleşme altındaki imzanın murise ait olmadığına kanaat getirildiğini, davacı tanığı ...'ın çelişkili beyanlarının hükme dayanak yapılamayacağını, o dönemde muhtarlık ve azalık yapan kişiler muris ...'yi tanıdıklarını ancak okuma-yazmasının olup olmadığını bilmediklerini belirttikleri halde eksik inceleme ve araştırma neticesinde okumasının olmadığına karar verildiğini, taksim sözleşmesindeki imzayı mukayese edecek bir adli tıp raporu alınmasından sonra okuma-yazması olup olmadığına karar verilebileceğini, bu hususun ispatlanamadığını belirterek; kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık; mirasçılar arasında yapılan miras taksim sözleşmesinin iptali istemine ilişkindir.
1. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile bölge adliye mahkemesi kararında belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiş, temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmamıştır.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA,
Fazla yatırılan temyiz karar harcının yatıranlara iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
24.10.2025 tarihinde kesin olmak üzere oy çokluğuyla karar verildi.
K A R Ş I O Y
Dava miras taksim sözleşmesinin sahteliğinin tespiti istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince dava kabul edilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf isteği esastan reddedilmiş, Dairenin sayın çoğunluğu tarafından hüküm onanmıştır.
Davacılar, ortaklığın giderilmesi davasında sunulan miras taksim sözleşmesinin sahteliği iddiası ile dava açmışlar, belgenin içeriğine değil sözleşmede ismi olan mirasçı ölü ...'in okur-yazar olmamasına ve mühür kullanmasına rağmen imzasının bulunduğuna ve yasal şartları taşımadığına yönelik iddiada bulunmuşlardır. İlk Derece Mahkemesince okur-yazar olmayan ... yönünden imzaya ilişkin yasal şartlar oluşmadığı benimsenerek dava kabul edilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince gerekçe genişletilerek 1086 sayılı HUMK'nın 297. maddesi şartlarını taşımadığı belirtilerek istinaf isteği esastan reddedilmiştir. Dava konusu olan 29.09.1990 tarihli miras taksim sözleşmesi mirasbırakan ...'in mallarının taksimine yönelik olup tüm mirasçıların katılımı ile düzenlenmiş, mirasçı ...'nin imzayı atan kişi olmadığı yönünde bir iddia ve ispat delili ileri sürülmemiştir.
Türk Medeni Kanunu’nun“Dürüst davranma” başlıklı 2. maddesinde;
“Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” hükmüne yer verilmiştir.
Buna göre; dürüstlük kuralı, herkesin uyması gerekli olan genel ve objektif bir davranış kuralıdır. Genel olarak dürüstlük kuralı kişilerin tarafı oldukları hukuki ilişkilerde dürüst, namuslu, ahlaklı ve diğer kişilerde yaratılan güvenle tutarlı şekilde davranmalarını ifade eder. Buna göre belirli bir hukuki ilişkide dürüstlük kuralına uygun davranış; toplumdaki dürüst, namuslu ve orta zekâlı bir kişinin, genel ahlâk, doğruluk ve karşılıklı güven esaslarına uygun davranış biçimidir. Dürüstlük kuralına uygun bu davranışın belirlenmesinde, toplumda geçerli olan genel ahlâk kuralları, günün adet ve uygulamaları, davranışın söz konusu olduğu hukuki ilişkilerin içerik ve amaçları da dikkate alınacaktır (... /... .: Türk Özel Hukuku, 6. Baskı İstanbul 2011, s. 226-227).
Diğer bir anlatımla dürüst davranma; “bir hak sahibinin hakkını kullanırken veya bir borçlunun borcunu yerine getirirken iyi ve doğru hareket etmesi yani dürüst, namuslu, makul, fiilinin neticesini bilen, orta zekâlı her insanın benzer hadiselerde takip edecek olduğu yolda hareket etmesi” anlamındadır. Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesinde, hukuk düzeninin kişilere tanıdığı bütün hakların kullanılmasında göz önünde tutulması ve uyulması gereken iki genel ilkeye yer verilmektedir; bunlar dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağıdır. Hukuk düzeni, kişilere tanıdığı her bir hakkın kapsamı ile bunların kullanılmasının şartlarını ve şeklini ilgili hak yönünden özel olarak düzenlemiştir. Ancak, hayatın sonsuz ihtimallerinin önceden öngörülmesinin ve bunların en küçük ayrıntılara kadar düzenlenmesinin imkânsızlığı karşısında, bütün hakların kullanılmasında dikkate alınacak genel bir sınırlama koyma ihtiyacı duyulmuştur. Dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı, bu açıdan uyulması gerekecek genel kurallar olarak karşımıza çıkmaktadır (.../..., s. 225).
Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesinde, hakların dürüstlük kuralına uygun kullanılması gerektiği ifade edilmiş, ardından hakların açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeninin korumayacağı belirtilmiştir. Bu ifade şeklinden yola çıkarak; bir hakkın kullanılmasında dürüstlük kuralına uyulmamasının müeyyidesinin, bu hakkın açıkça kötüye kullanılmış sayılması ve hukuken korunmaması olduğu kabul edilebilir (.../..., s. 225).
Bir hakkın dürüstlük kuralına aykırı olarak kullanılması suretiyle başkasına bir zarar verilmesi hakkın kötüye kullanımını oluşturur. TMK’nın 2/I. hükmü herkesin haklarını, toplumda geçerli doğruluk dürüstlük ve iş ilişkilerinin gerektirdiği karşılıklı güven anlayışına uygun olarak kullanmasını emreder. Hakkın kullanımı ölçütünü TMK'ya göre dürüstlük kuralları verir. Bunun yanında ayrıca hak sahibinin başkasını ızrar kastıyla hareket etmiş olup olmadığını araştırmaya gerek yoktur. Önemli olan başkasına zarar vermek kastı değil, hakkın dürüstlük kurallarına aykırı olarak kullanılması sonucunda başkasının zarar görmüş olmasıdır (HGK'nın 2025/6-26 E. 2025/608 K. sayılı kararı).
30.09.1988 tarihli ve 1987/2 Esas, 1988/2 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı bu dava yönünden aydınlatıcıdır. Anılan kararda; "Tapuda kayıtlı bir taşınmazın mülkiyetini devir borcu doğuran ve ancak yasanın öngördüğü biçim koşullarına uygun olarak yapılmadığından geçersiz bulunan sözleşmeye dayanılarak açılan bir cebri tescil davası kural olarak kabul edilemez; bununla beraber Kat Mülkiyeti Kanununa tabi olmak üzere yapımına başlanılan taşınmazda g bağımsız bölüm satımına ilişkin geçerli bir sözleşme olmadan tarafların bağımsız bölüm satımında anlaşarak alıcının tüm borçlarını eda etmesi ve satıcının da bağımsız bölümü teslim ederek alıcının onu malik gibi kullanmasına rağmen satıcının tapuda mülkiyetin devrine yanaşmaması hallerinde; olayın özelliğine göre hakim, Medeni Kanunun 2. maddesini gözeterek açılan tescil davasını kabul edebilir." olduğu belirtilmiştir. Kararın gerekçesinde de; "Gerçekten de hukukun her alanında uygulanma niteliğine sahip olan hakkın kötüye kullanılması yasağı kuralının; şekle aykırılığı ileri sürme hakkı için de bir sınır teşkil ettiği, buyurucu niteliği itibariyle hakim tarafından re'sen gözetilmesi gerektiği bugün Türk-İsviçre öğretici ve uygulamasında tartışmasız olarak kabul edilmektedir (Yargıtay HGK.nun 13.2.1974 gün ve 524/103 sayılı; 2.10.1974 gün ve 2/810-1043 sayılı; 7.12.1983 gün ve 4/224-1276 sayılı... Kararları). denilmiştir.
Yukarıda açıklanan yargı kararları dava konusu olayı tartışmadan uzak hale getirmiştir. Zira, tüm mirasçıların katıldığı miras taksim sözleşmesinin, sonradan mirasçılar ve ardılları tarafından mirasçı ...'nin imza atmasına rağmen gerçekte okur-yazar olmadığından şekle aykırılık bulunduğu ve sahte olduğunun tespitinin istenmesi açıkça TMK'nın 2. maddesindeki "hakkın kötüye kullanılması" niteliğindedir. Hukuk düzeninin bunu korumayacağı da madde hükmünde yazılıdır.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddine karar verilmesi yönünde hükmün bozulması gerektiği kanaatinde olduğum için onama yönündeki sayın çoğunluğun kararına katılmıyorum.