Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E.2025/4813 K.2025/4414
7. Hukuk Dairesi 2025/4813 E. , 2025/4414 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/523 E., 2024/2253 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Aydın 4. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2017/467 E., 2022/472 K.
2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 40. ve Yargıtay İç Yönetmeliği’nin 18. maddeleri uyarınca yapılan ön incelemede; İlk Derece Mahkemesi kararının davacı vekili tarafından adli yardım talepli olarak temyiz edildiği, bu sebeple de temyiz dilekçesi verilirken gerekli harç ve giderlerin yatırılmadığı belirlenmiştir.
Adli yardım talebi temyiz yoluna başvuru sırasında istendiğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 336/3 hükmü uyarınca adli yardım talebini inceleme görevi Yargıtaya aittir.
Nitekim, davacı vekilinin adli yardım talebi Yargıtay 6. Hukuk Dairesi tarafından değerlendirilmiş ve "... adli yardımdan yararlanabilecek tüzel kişilerden olmadığı" gerekçesi ile adli yardım talebinin reddine karar verilmiştir. Davacı vekilinin bu karara itirazı üzerine dosya Dairemize gönderilmiştir. Dairemiz tarafından dosya içindeki belgeler incelendi:
6100 sayılı Kanun'un "Adli yardımdan yararlanacak kişiler" başlıklı 334. maddesinde, "(1) Kendisi ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin, gereken yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimseler, iddia ve savunmalarında, geçici hukuki korunma taleplerinde ve icra takibinde, taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması kaydıyla adli yardımdan yararlanabilirler. (2) Anayasa Mahkemesinin 24.9.2024 tarihli ve 2024/78 Esas, 2024/164 Karar sayılı kararı ile iptal edilmiştir. (3) Yabancıların adli yardımdan yararlanabilmeleri ayrıca karşılıklılık şartına bağlıdır."; "Adli yardım talebi" 336. maddesinin 2. fırkasında; "Talepte bulunan kişi, iddiasının özeti ile birlikte, iddiasını dayandıracağı delilleri ve yargılama giderlerini karşılayabilecek durumda olmadığını gösteren mali durumuna ilişkin belgeleri mahkemeye sunmak zorundadır."; "Adli yardım talebinin incelenmesi" başlıklı 337. maddesinde; "(1) Mahkeme, adli yardım talebi hakkında duruşma yapmaksızın karar verebilir. Ancak, talep hâlinde inceleme duruşmalı olarak yapılır. Adli yardım taleplerinin reddine ilişkin mahkeme kararlarında sunulan bilgi ve belgelerin kabul edilmeme sebebi açıkça belirtilir. (2) Adli yardım talebinin reddine ilişkin kararlara karşı, tebliğinden itibaren iki hafta içinde kararı veren mahkemeye dilekçe vermek suretiyle itiraz edilebilir. Kararına itiraz edilen mahkeme, itirazı incelemesi için dosyayı o yerde adli yardım talebi yapılan hukuk mahkemesinin birden fazla dairesinin bulunması hâlinde, numara olarak kendisini izleyen daireye, son numaralı daire için birinci daireye, o yerde adli yardım talebi yapılan hukuk mahkemesinin tek dairesi bulunması hâlinde ise aynı işlere bakmakla görevli en yakın mahkemeye gönderir. İtiraz incelemesi neticesinde verilen karar kesindir. Adli yardım talebi reddedilirse, ödeme gücünde sonradan gerçekleşen ciddi bir azalmaya dayanılarak tekrar talepte bulunulabilir. (3) Adli yardım, daha önce yapılan yargılama giderlerini kapsamaz." hükmünü içermektedir. Bu maddedeki düzenlemelerden gerçek kişilerin adli yardımdan yararlanabilecekleri anlaşılmakta ve tüzel kişilerin adli yardım müessesesinden faydalanıp faydalanamayacağı hususunda bir kanuni düzenleme bulunmamaktadır. Uygulamada çoğunlukla tüzel kişilerin adli yardımdan yararlanamayacakları gerekçesi ile şirketlerin adli yardım talepleri reddedildiği görülmektedir.
Ancak; 6100 sayılı Kanun'un 334. maddesinin 1 ve 2. fıkralarının somut norm denetimi iptal istemiyle Anayasa Mahkemesine yapılan başvuru üzerine, Anayasa Mahkemesinin 21.11.2024 tarih ve 32729 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 24.09.2024 tarih ve 2024/78 Esas, 2024/164 Karar sayılı kararıyla; kural kapsamında kamuya yararlı dernek ve vakıflar dışındaki özel hukuk tüzel kişilerinin Kanun'da öngörülen şartlar oluştuğu hâlde yalnızca tüzel kişi olmaları nedeniyle adli yardım kurumundan yararlandırılmamalarının meşru amacı bulunmadığı ve mahkemeye erişim hakkına kısıtlama getirdiği gerekçesiyle 6100 sayılı Kanun' un 334/2 hükmünün iptaline karar verilmiştir.
Diğer taraftan; Türkiye Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini onaylamış ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yargı yetkisini de kabul etmiştir. T.C. Anayasası'nın 90. maddesinde; "... Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır." hükmü yer almaktadır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde de adil yargılanma hakkı düzenlenmiştir. Sözleşme'nin 6/(1). fıkrası davanın taraflarına "kişisel hak ve yükümlülüklerinin" karara bağlanması için etkili bir şekilde mahkemeye başvurma hakkı tanınmakla birlikte, devlete de bu amaç için kullanılabilecek araçları seçme serbestisi vermektedir. Bir mahkemeye veya yargı yerine başvurma hakkına getirilen kısıtlamanın meşru amaç izlememesi veya kullanılan araç ile gerçekleştirilmek istenen meşru amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi bulunmamasının sözleşmenin 6/(1). fıkrasıyla bağdaşmayacağı kabul edilmektedir. Avurupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında Sözleşme'nin 6. maddesinin dar bir yoruma tâbi tutulması için hiçbir gerekçenin meşru kabul edilemeyeceği benimsenmiştir.
Somut olayda, davacı Şirket 2007 yılında ticaret sicilinden re'sen terkin edilmiş, açılan idari ve adli davalarda davacı Şirketin adli yardım taleplerinin kabul edildiği, dosya içindeki belgelerden anlaşılmaktadır.
Daire ise ret gerekçesini Anayasa Mahkemesinin yukarıda anılan kararıyla iptal edilen hükme dayandırmıştır.
Yukarıda yapılan açıklamalar ve özellikle Anayasa'nın 36. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde düzenlenen mahkemeye erişim hakkı ile ret kararına konu 6100 sayılı Kanun'un 344. maddesinin (2) numaralı fıkrasının iptal edilmiş olması nazara alınarak davacı tarafın itirazının kabulüne karar vermek gerekmiştir.
KARAR
Yukarıda açıklanan sebeplerle;
1. Adli yardım talebinin reddine dair Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 12.5.2025 tarih ve 2025/695 Esas, 2025/1966 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
2. Davacı vekilinin adli yardım talebinin KABULÜNE,
Dosyanın incelenmek üzere YARGITAY 6. HUKUK DAİRESİNE gönderilmesine,
17.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.