Yargıtay 7. Hukuk Dairesi E.2025/511 K.2025/4374

🏛️ 7. Hukuk Dairesi 📁 E. 2025/511 📋 K. 2025/4374 📅 17.10.2025

7. Hukuk Dairesi         2025/511 E.  ,  2025/4374 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Van Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/36 E., 2024/206 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Van 3. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2017/252 E., 2022/171 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde; Tapu Sicil Müdürlüğünce 22.08.1977 tarihinde yapılan tespit ve tescil işlemleri ile; dava konusu 4 parça taşınmazın davacılar murisi ... adına tescil edildiğini, ancak Kadastro Müdürlüğünce yapılan kadastro tespit çalışmalarında taşınmazların mera vasfı ile tahdit edildiğini, askı süresine müteakip tutanakların kesinleştiğini, dava konusu taşınmazların ... Belediyesine bağlı ... Köyüne tahsis edilen mera parselleri içerisinde yer aldığını, yapılan bu tespit ile davacıların mülkiyet haklarının ihlâl edildiğini belirterek, mera olarak tescilinin iptali ile bu yerlerin davacılar ve dava dışı diğer ... mirasçıları adına tapuya tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Dahili davalı ... vekili cevap dilekçesinde, davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve numarası belirtilen kararı ile davanın hak düşürücü süre geçtiğinden reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili ile davalı ... vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla davacılar vekili ve davalı Hazine vekilinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Nedenleri
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde; İlk Derece Mahkemesince gerekçelerin zamanaşımı yönüyle ele alınmış olduğunu ve eksik bir değerlendirme yapıldığını, davacıların mülkiyet hakkının ihlâl edildiğini, mahalli bilirkişi olarak dinlenen köy muhtarının, taşınmazın mera komisyonunda bilirkişi olarak görev aldığını, bu şekilde tespit edilen mera vasfının yolsuz tescile dayandığını, 4342 sayılı Mera Kanunu'na uygun yapılmayan ... Mahallesi, 1 01... ve 427 numaralı mera parsellerine ilişkin yapılan 2005 yılı mera sınırlandırma ve tespitinin açıkça usulsüz yapıldığından hükümsüz olduğunu, 2005 yılı mera tesciline dayanılarak 2009 yılında yapılan tahsisin de temelsiz olduğunu ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması gerektiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
1. Uyuşmazlık, mera komisyon kararının iptali istemine ilişkindir.
2. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.
3. Anayasa’nın mülkiyet hakkını düzenleyen 35. maddesinde "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar ancak, kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz" hükmü bulunmaktadır. Mülkiyet hakkı kişinin temel hakları arasında olup anılan Anayasa hükmü uyarınca ancak kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlanabilir.
4. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Ek 1 No.lu Protokolün mülkiyet hakkını teminat altına alan 1. maddesinde de "Her hakiki veya hükmi şahıs malların masuniyetine riayet edilmesi hakkına maliktir. Herhangi bir kimse ancak amme menfaati icabı olarak ve kanunun derpiş eylediği şartlar ve devletler hukukunun umumi prensipleri dahilinde mülkünden mahrum edilebilir. Yukarıdaki hükümler, devletlerin, emvalin umumi menfaate uygun olarak istimalini tanzim veyahut sair mükellefiyetlerin veyahut da para cezalarının tahsili için zaruri gördükleri kanunları yürürlüğe koymak hususunda malik bulundukları hukuka halel getirmez." hükmü öngörülmüştür.
5. Anılan hükümler uyarınca kişilerin mülkiyet hakkından mahrum bırakılabilmesi için mülkiyet hakkına müdahale kamu yararı amacına yönelik, yasada öngörülen koşullara uygun olmalıdır.
6. Mahkemece 4342 sayılı Kanun’un 21/2 hükmü uyarınca hak düşürücü süre geçtiğinden bahisle davanın reddine karar verildiğinden öncelikle, 4342 sayılı Kanun'un amacı, arkasından “tahsis” ibaresinden neyin anlaşılması gerektiği hususları irdelenmelidir.
7. 4342 sayılı Kanun’un 1. maddesinde kanunun amacı “… daha önce çeşitli kanunlarla tahsis edilmiş veya kadimden beri kullanılmakta olan mera, yaylak, kışlak ve kamuya ait otlak ve çayırların tespiti, tahdidi ile köy veya belediye tüzel kişilikleri adına tahsislerinin yapılmasını, belirlenecek kurallara uygun bir şekilde kullandırılmasını, bakım ve ıslahının yapılarak verimliliklerinin artırılmasını ve sürdürülmesini, kullanımlarının sürekli olarak denetlenmesini, korunmasını ve gerektiğinde kullanım amacının değiştirilmesini sağlamaktır” şeklinde açıklanmıştır. Kanun'un 6. maddesine göre mera, yaylak ve kışlakların tespit, tahdit ve tahsisi Tarım ve Köyişleri Bakanlığınca yapılır. Uygulamayı yapacak merci ise valilik onayı ile oluşturulacak olan mera komisyonu ve komisyona bağlı olarak çalışan teknik ekiplerdir.
8. Kanun'un 3. maddesinde yapılan tanıma göre tahsis; çayır, mera, yaylak ve kışlakların kullanımlarının verimlilik ve sosyal adalet ilkelerine uygun şekilde düzenlenerek, münferiden ya da müştereken yararlanılmak üzere bir veya birkaç köy ya da belediyeye bırakılması olarak tarif edilmiştir.
9. Aynı Kanun'un 5. maddesinin, "c" bendinde ise mera olarak kullanılmak amacıyla kamulaştırılacak yerler, mera olarak tahsis edilecek yerlerden sayılmıştır. Kuşkusuz, Mera Komisyonları Kanunun 5. maddesine göre mera, yaylak ve kışlak kapsamına alınan bir yerin bir veya birkaç köy ya da belediye tüzel kişiliklerine yararlanmaları amacıyla tahsisini gerçekleştirirken yasanın öngördüğü kıstasları aramak ve tahsisi bu ölçülere uygun yapmak zorundadır.
10. Kanun'un 13/5. madde hükmü uyarınca, komisyon kararlarına karşı 30 günlük askı ilân süresi ve tebligatı gerektiren hâllerde tebliğden itibaren 30 günlük süre içinde asliye hukuk mahkemesine, kadastro yapılan yerlerde ise kadastro mahkemesine dava açılabilir. Kanun'un 21/2 hükmünde ise tahsis kararlarında belirtilen haklara tahsislerin kesinleştiği tarihten itibaren 5 yıl geçtikten sonra tespitlerden önceki hukuki sebeplere dayanılarak itiraz edilemeyeceği ve bunlara karşı dava açılamayacağı hüküm altına alınmıştır.
11. Kanun'un 13. maddesindeki dava açma süreleri mülkiyet hakkının özü ile değil, tahsise dair mera komisyonu çalışma sonuçları ile ilgilidir. Keza, Kanun'un 21. maddesi de yine tahsislerin sık sık değiştirilmesinin önüne geçmek üzere getirilmiş bir hükümdür. 4342 sayılı Kanun’da mülkiyet ve zilyetlik hakkına dayanılarak açılan davalar bir süreye tabi tutulmamıştır.
12. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12/3. madde hükmünde; kadastro tutanaklarında belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere, tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamayacağı ve dava açılamayacağı hüküm altına alınmıştır.
13. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya gelince; İlk Derece Mahkemesince, 4342 sayılı Kanun’un 21/2. madde hükmü uyarınca hak düşürücü süre geçtiğinden bahisle davanın reddine karar verilmiştir. Dairemizce bu gerekçeye katılmak mümkün değildir. Şöyle ki; davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmesi sonucu itibarıyla doğru ise de, davacılar mülkiyet hakkı iddiasıyla mera komisyon kararının iptali talepli dava açtıklarından, işbu dava yönünden beş yıllık hak düşürücü sürenin değil, Kadastro Kanunu’nun 12/3. madde hükmünde yer alan 10 yıllık hak düşürücü sürenin uygulaması gerekir. Dava konusu taşınmazlara ilişkin kadastro tespiti 2005 yılında kesinleşmiş, davacılar tarafından kadastro tespitinin kesinleşmesinden 10 yıl geçtikten sonra, 2017 yılında kadastro öncesi nedenlere dayanılarak dava açılmıştır. Hâl böyle olunca; İlk Derece Mahkemesince, davanın Kadastro Kanunu’nda yer alan 10 yıllık hak düşürücü süre geçtiğinden reddine karar verilmesi gerekirken; Mera Kanunu’nda yer alan 5 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle reddine karar verilmesi isabetsizdir.
14. Ne var ki, gerekçeye ilişkin bu yanlışlık kararın bozulmasını gerektirmiş ise de; yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Kanun'un 370/4. madde hükmü gereğince temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinin aşağıdaki şekilde düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. KARAR
1. Yukarıda (V.B.2.) numaralı bentte açıklanan sebeplerle davacılar vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine,
2. Yukarıda (V.B.3.) ve devamı bentlerde açıklanan nedenlerle Van Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesinin 24.10.2024 tarihli ve 2024/36 Esas, 2024/206 Karar sayılı ilâmının KALDIRILMASINA,
3. 6100 sayılı Kanun'un 370/4 hükmü gereğince İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinin; yukarıda açıklanan gerekçeler ile düzeltilmesine, hükmün gerekçesinin DÜZELTİLMİŞ ve DEĞİŞTİRİLMİŞ bu şekli ile ONANMASINA,
Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde ilgililere iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin ilgili Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
17.10.2025 tarihinde kesin olmak üzere oy çokluğuyla karar verildi.
K A R Ş I O Y
Dava, mülkiyet hakkına dayalı mera komisyon kararının iptali ile tescil istemine ilişkindir.
Davacı, mirasbırakanına ait tapulu yerin mera komisyonu kararı ile mera olarak tahsis edildiğini ileri sürerek iptal ve tescil isteğinde bulunmuş, İlk Derece Mahkemesince davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince davacının istinaf istemi esastan reddedilmiş, davacının temyizi üzerine Dairenin sayın çoğunluğu tarafından özetle; "mülkiyet hakkına dayalı isteklerde, Mera Kanunu'nun 21/2. Madde hükmünde düzenlenen hak düşürücü sürenin uygulanamayacağı....Kadastro Kanunu'nun 12/3. Madde hükmünde yer alan 10 yıllık hak düşürücü sürenin uygulanması gerektiği..." belirtilerek, gerekçe değiştirilmek suretiyle hüküm onanmıştır.
4342 sayılı Mera Kanunu'nun "Mera, Yaylak ve Kışlak İddiasının İspatı" başlıklı 21. maddesi şöyledir:
"Madde 21 - Bu Kanuna göre tahsis yapılmış olan köy veya belediyelerde, mera, yaylak ve kışlak alanları ile ilgili iddialar, ilgili tapu sicil müdürlüğünde tutulan özel sicillerin tanziminden sonra, ancak bu sicildeki kayda dayanılarak ispat edilir.
Tahsis kararlarında belirtilen haklara tahsislerin kesinleştiği tarihten itibaren 5 yıl geçtikten sonra tespitlerden önceki hukuki sebeplere dayanılarak itiraz edilemez ve bunlara karşı dava açılamaz."
Bu özel düzenlemeyi yapmaktaki kanun koyucunun amacının, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3. madde hükmündeki kadastro öncesi nedenler yönünden getirilen 10 yıllık hak düşürücü süre ile paralellik sağlamak olduğu anlaşılmaktadır. Zira, hukuki ihtilafların belirsiz süreye bırakılmasını istemeyen kanun koyucu, arz üzerinde geometrik sınırları belirlenerek plana bağlama işlemi sonrasında hukuki güvenliği sağlamak adına davaları belli sürelere bağlamış, yukarıdaki kanun hükmüyle de; mera tespit işleminin kesinleşmesinden sonra 5 yıllık dava süresinin bulunduğunu açıklamıştır. Madde hükmünde, açılacak dava türleri yönünden bir ayrım bulunmadığı tartışmasızdır. Bilakis, "tespitten önceki hukuki sebeplere dayanılarak" ibaresinin konulması, en çokta kaydın iptalini sağlayacak mülkiyet hakkına dayalı davaları kapsadığını belirtmek içindir. Nitekim Dairenin istikrarlı kararları da bu yöndedir.
Açıklanan gerekçeyle, hükmün gerekçesi düzeltilmeden onanması gerektiği kanaatinde olduğumuzdan sayın çoğunluğun kararına katılmıyoruz.