Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E.2025/1364 K.2025/4670

🏛️ 8. Hukuk Dairesi 📁 E. 2025/1364 📋 K. 2025/4670 📅 18.06.2025

8. Hukuk Dairesi         2025/1364 E.  ,  2025/4670 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/3026 E., 2023/2956 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 21. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2018/124 E., 2021/580 K.
Taraflar arasındaki kullanıcı tespiti ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince, davanın gerçek kişiler yönünden husumet nedeniyle usulden reddine, Hazine yönünden ise esastan reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının, davacı ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı ... vekili tarafından temyiz edilmekle;kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
K A R A R
Kullanım kadastrosu sırasında, İstanbul ili ... ilçesi ... Mahallesi çalışma alanında bulunan 125 ada 4 parsel sayılı 450 m² yüzölçümündeki taşınmaz, kadastro tutanağının beyanlar hanesine, "6831 sayılı Orman Kanunu'nun (6831 sayılı Kanun) 2/B maddesi uyarınca orman sınırları dışına çıkarıldığı" şerhi yazılarak, edinme sütununda kullanıcısı tespit edilemediğinden bahisle arsa vasfıyla Hazine adına 22.09.2010 tarihinde tespit ve 08.11.2010 tarihinde tescil edilmiştir.
Davacı ... vekili, Kadastro Mahkemesine sunduğu dava dilekçesinde; İstanbul ili ... ilçesi ... Mahallesi 125 ada 4 parsel sayılı taşınmazın müvekkili olan davacı ve davalılardan ... tarafından diğer davalı ...’tan satın alındığını, taşınmazın orman sınırları dışına çıkarılan ve bedelsiz iadeye tabi yerlerden olduğunu, taşınmazın 1994 yılında Noterde yapılan sözleşme ile davalı ... tarafından ...’e satıldığını, ... ile ... arasında ise tanıklar huzurunda yapılan anlaşma ile 1/2 hissesinin davacıya satıldığını ileri sürerek, davacının taşınmazın 1/2 zilyedi olduğunun ve 6831 sayılı Kanun kapsamında hak sahibi olduğunun tespitini ve bu hissenin davacı adına tescilini talep etmiştir.
Kadastro Mahkemesince, davanın Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmesi gerektiği gerekçesiyle verilen görevsizlik kararının kesinleşmesi üzerine dosya Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmiştir.
Davalı ... cevabında; dava konusu noter satış senedi ile 07.02.1994 tarihinde ...’tan satın aldığını, ödemelerin kendisi tarafından yapıldığını, davacının ödeme yapmadığı gibi fiili kullanımının da bulunmadığını belirterek, davanın reddi ile kendisinin kullanıcı olduğunun tespiti ile bedelsiz iade hakkının kendisine tanınmasını talep etmiştir.
Davalı ... vekili cevabında; dava konusu taşınmazın evveliyatında davalı adına kayıtlı iken tapusunun hükmen Hazine adına tescil edildiğini, davalının 6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun'un (6292 sayılı Kanun) 7. maddesi gereği talepte bulunduğunu ancak taşınmaz dava konusu olduğundan verilmediğini, davacının bu başvuru karşısında tapu alma hakkı olmadığını belirterek, davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece (Asliye Hukuk) Mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "... toplanan deliller, dosyadaki belgeler, dinlenen mahalli bilirkişi ve tanık beyanlarından dava konusu taşınmazda davacının zilyetliğinin olduğuna dair ispata yarar somut ve kesin deliller mevcut olmadığının anlaşıldığı ..." gerekçesiyle ispat edilemeyen davanın Hazine yönünden esastan reddine, davalı ... ve ...'un taşınmazın beyanlar hanesinde zilyet olduklarına dair bir kayıt mevcut olmadığından bu davalılar yönünden davanın husumet yokluğundan usulden reddine karar verilmiş; hükme karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesince; "... kullanım kadastrosu sırasında beyanlar hanesinde kullanıcı olarak gösterilebilecek kişiler, kadastro tespiti sırasında çekişmeli taşınmazı ekonomik amacına uygun olarak fiilen zilyet olarak kullanan kişiler olduğu, somut olayda; davacı vekili tarafından İstanbul ili ... ilçesi ... Mah., 125 ada 4 parsel sayılı taşınmazın 1/2'sinin fiili kullanıcısı olduğunu ileri sürerek müvekkili adına zilyetliğin tespiti ve 1/2 payının müvekkili adına tapuya tesciline karar verilmesinin talep edildiği, yargılamaya İstanbul Anadolu 21. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2014/403 Esas sayılı dosyası ile başlanmış ve davanın kabulüne dair verilen kararın istinaf edilmesi üzerine yukarıda açıklanan gerekçe ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi’nin 2017/2242 Esas ve 2017/2210 Karar sayılı ilamı ile kararın kaldırılmasına karar verilmiş olduğuna, kaldırma kararı üzerine mahkemece kaldırma kararı doğrultusunda yeniden yapılan yargılama sırasında kaldırma kararının gerekleri yerine getirilerek yapılan yargılama sonunda karar verdiğine, verilen karar dosya kapsamına ve toplanan delillere uygun bulunduğuna göre, davacı tarafın istinaf nedenlerinin yerinde bulunmadığı ..." gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353/(1)-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiş ve iş bu karar, davacı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Bilindiği üzere; 292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi İle Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun'un "2/A veya 2/B belirtmelerinin terkini ve iade edilecek taşınmazlar" başlıklı 7. maddesinde; " (1) İlgililer tarafından idareye başvurulması ve İdarece bu başvuru üzerine veya resen yapılan inceleme ve araştırma sonucunda doğruluğu tespit edilmesi hâlinde;
a) Tapu ve kadastro veya imar mevzuatına göre ilgilileri adına oluşturulan ve tapuda halen kişiler adına kayıtlı olan taşınmazlardan Hazine adına orman sınırı dışına çıkarıldığı gerekçesiyle tapu kütüklerine 2/A veya 2/B belirtmesi bulunan veya konulan taşınmazların tapu kayıtları bedel alınmaksızın geçerli kabul edilir ve tapu kütüklerindeki 2/A veya 2/B belirtmeleri terkin edilerek tescilleri aynen devam eder, aynı gerekçeyle bu nitelikteki taşınmazlar hakkında dava açılmaz, açılan davalardan vazgeçilir, açılan davalar sonucunda tapularının iptaliyle Hazine adına tesciline karar verilen, kesinleşen ve tapuda henüz infaz edilmeyen taşınmazlar hakkında da aynı şekilde işlem yapılır. Ancak bu kararlardan infaz edilerek tapuda Hazine adına tescil edilen taşınmazlar ise, ilgilileri tarafından bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl içinde idareye başvurulması hâlinde, bedelsiz olarak önceki kayıt maliklerine veya kanuni mirasçılarına iade edilir.
b) Özel kanunları gereğince Devlet tarafından kişilere satılan, dağıtılan, trampa edilen, bedelli veya bedelsiz olarak devredilen veya iskânen verilen ya da özelleştirme suretiyle satılanlar ile hisseleri devredilen özel hukuk tüzel kişileri adına kayıtlı olan ancak daha sonra Hazine adına orman sınırı dışına çıkarıldığı gerekçesiyle tapu kütüklerine 2/A veya 2/B belirtmesi konulan taşınmazların tapu kayıtları geçerli kabul edilir, aynı gerekçeyle bu nitelikteki taşınmazlar hakkında dava açılmaz, açılan davalardan vazgeçilir, açılan davalar sonucunda Hazine adına tescil edilenler ise, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl içinde ilgilileri tarafından idareye başvurulması hâlinde önceki maliklerine veya kanuni ya da akdî haleflerine bedelsiz olarak iade edilir. Ancak, bu kişilerden taşınmazlarına karşılık daha önce yer verilenlere veya bedeli ödenenlere iade işlemi yapılmaz.
c) Bu fıkra kapsamında kalan taşınmazların kullanıcılarının kayıt maliklerinden farklı kişiler olmaları ve kayıt maliklerinin bu fıkradan yararlanmak istemeleri hâlinde, kullanıcılar bu Kanunda belirtilen şartları taşısalar dahi doğrudan satış hakkından yararlanamazlar.
(2) Birinci fıkra kapsamında kalan taşınmazlardan orman sınırı dışına çıkartılacak yerlerde bulunan ve Hazine adına orman sınırı dışına çıkarıldığı gerekçesiyle tapu kütüklerine 2/B belirtmesi konulması gereken taşınmazların tapu kütüklerine 2/B belirtmesi konulmaz ve bunlar hakkında dava açılmaz.
(3) Birinci fıkra kapsamında kalan taşınmazlardan tapuda Hazine adına tescilli olan taşınmazlar hakkında aynı fıkrada belirtilen süre içerisinde idareye başvurmayan ilgililerin hakları bu süre sonunda sona erer, bu kişiler idareden başkaca talepte bulunamazlar, hak ve tazminat talep edemezler ve dava açamazlar. Bu taşınmazlardan Hazine adına tescilli olanlar idarece satış dâhil genel hükümlere göre değerlendirilir.
(4) Bu maddeye göre ilgililerine iade edilmesi gereken taşınmazlardan orman olduğu iddiasıyla Orman Genel Müdürlüğünce açılan davalar sonucunda orman niteliğiyle Hazine adına tescil edilen, fiilen orman niteliğinde olan veya bu nedenle dava açılması gereken, ağaçlandırılmak üzere Orman Genel Müdürlüğüne tahsis edilen, kamu hizmetlerine ayrılan veya bu amaçla kullanılan, özel kanunlar gereğince değerlendirilmesi gereken veya Maliye Bakanlığınca belirlenen taşınmazlar ilgililerine iade edilmez. Bu taşınmazların yerine, idarece belirlenen ve ilgililerince itiraz ve dava konusu edilmeksizin kabul edilen rayiç bedelleri ödenebilir veya rayiç bedellerine uygun taşınmazlar verilebilir.” düzenlemesi bulunmaktadır.
Buna göre; 6292 sayılı Kanun'un 7. maddesi bir bütün olarak değerlendirildiğinde, idareye geniş takdir yetkisinin tanındığı görülmektedir. Zira, idarece iade başvurusu yerinde görülerek taşınmaz iade edilebileceği gibi, onun yerine, rayiç bedelini ödeyebileceği veya rayiç bedeline uygun başka taşınmaz verebileceği, hatta idarenin kanunda belirtilen gerekçelerle taşınmazı iade etmeyebileceği anlaşılmaktadır.
Bu noktada kısaca idari eylem ve idari işlemi tanımlamak gerekirse; idari eylem, kamu idare ve kurumlarının kamu görevine ilişkin, idare hukuku kural ve gereklerine göre yaptığı olumlu veya olumsuz davranış ve fiillerden ibarettir. İdari işlem ise, idari kanunlara dayanılarak yapılan muamelelerdir. İdarenin eylem ve işlemleri, onun kamu hukuku alanındaki kamu gücünü (kamu otoritesini) kullanarak, idare hukuku kural ve gerekleri uyarınca yaptığı faaliyetlerin, hukuki ve maddi hayattaki görünümleridir.
Somut olayda; davacı ... vekili Kadastro Mahkemesine verdiği dava dilekçesinde, dava konusu taşınmazın orman sınırları dışına çıkarılan ve bedelsiz iadeye tabi olan yerlerden olduğunu, taşınmazın satın alındığını belirterek, taşınmazın 1/2 zilyedi olduğunun ve 6831 sayılı Orman Kanun'u kapsamında hak sahibi olduğunun tespiti ile bu hissenin davacı adına tescilini talep etmiş, Kadastro Mahkemesinin 04.09.2014 tarihli kararıyla, davanın 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 5831 sayılı Kanun ile Ek 4. maddesine göre kesinleşen 2/B madde sahasında kalması nedeniyle Hazine adına tespit edilen taşınmazın zilyetlik şerhinin düzeltilmesine ilişkin kadastro tespitine itiraz davası olduğu belirtilerek mahkemenin görevsizliğine ve dosyanın Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş ve dosya İstanbul Anadolu 21. Asliye Hukuk Mahkemesinde esasa kaydedilmiştir.
İstanbul Anadolu 21. Asliye Hukuk Mahkemesinin 09.05.2017 tarihli kararıyla, davanın 6292 sayılı Kanun nedeniyle noter senediyle taşınmazın ilk maliki ...'tan bedel karşılığı kardeşi ... ile birlikte satın aldıklarını beyanla 1/2 kaydın iptali ile davacı adına tescili davası olduğu açıklanarak, davanın kabulü ile dava konusu 125 ada 4 parselde Hazine adına kayıtlı taşınmazın 1/2 sinin davacı ... adına 6292 sayılı Kanun'un 7. maddesi gereğince akdi halef olarak tesciline, davalı ...'in alacak iddiaları yönünden dava açmakta muhtariyetine karar verilmiş olup, bu kararın istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesince 27.11.2017 tarihli kararla; davanın 3402 sayılı Kanuna 5831 sayılı Kanun'un 8/1 maddesi ile eklenen Ek 4. maddesi uyarınca yapılan kadastro çalışması sonucu düzenlenen ve kesinleşen tapu kaydının beyanlar hanesindeki kullanıcı şerhinin düzeltilmesi talebine ilişkin olduğu belirtilmiş olmasına rağmen davacı vekilinin talebinin netleştirilmediği, kullanım kadastrosu kesinleşerek tapuya tescil edilen taşınmazın beyanlar hanesindeki şerhe yönelik davanın dinlenebilmesi için davanın 6292 sayılı Kanun uyarınca taşınmazın satış işleminden önceki bir tarihte Hazineye ve varsa fiili kullanıcı veya kullanıcılarına yöneltilerek davanın açılması gerektiği, davalı ... ve ...'un kadastro tutanağında isimleri bulunmadığından davalı sıfatlarının da bulunmadığı, davacının, davalı ...'in de kabulünde olan 07.02.1994 tarihli arsa ortaklaşma sözleşmesine dayandığı, davacının Hazineye karşı zilyetliğini ispat etmesi gerektiği, davacının açıkça 6292 sayılı Kanun'un 7. maddesi gereği taşınmazın 1/2 hissesinin bedelsiz iadesine yönelik talebi olmadığı belirtilerek, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına dosyanın yeniden görülmek üzere mahkemesine iadesine karar verilmiş ve bu iade kararı sonrası davacı ... vekili 25.12.2019 tarihli dilekçesi ile, dosya kapsamında alınan bilirkişi raporları doğrultusunda taşınmazın 1/2 hissesinin bedelsiz olarak müvekkili olan davacıya iadesi gerektiğini, davacının taşınmazın 1/2 hissesinde zilyetliğe sahip olduğunun açık olduğunu, bu zilyetliğin yanında 6831 sayılı Kanun kapsamında hak sahibi olduğunun tespiti ile taşınmaz üzerinde 1/2 oranında hissenin davacı adına tescili gerektiğini belirterek davayı açıklamıştır.
İlk Derece Mahkemesince, iade kararı sonrası verilen kararla; davanın, 3402 sayılı Kanuna 5831 sayılı Kanun'un 8/1 maddesi ile eklenen Ek 4. maddesi uyarınca yapılan kadastro çalışması sonucu düzenlenen ve kesinleşen tapu kaydının beyanlar hanesindeki kullanıcı şerhinin düzeltilmesi talebine ilişkin olduğu kabul edilerek, davacının ... ve ...'a açtığı davanın husumet yokluğundan reddine, Hazineye karşı açtığı davanın esastan reddine karar verilmiş ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesince de dava aynı şekilde tanımlanarak davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş olup, davacı vekili hem istinaf dilekçesinde hem de temyiz dilekçesinde, dava konusunun yanlış değerlendirildiğini, davaya konu 125 ada 4 parselin daha önce ...'un tapulu taşınmazı olduğunu, devletin tapuyu iptal ettiğini, daha sonra 6292 sayılı Kanun'un 7. maddesi gereğince tapuları alma hakkı getirildiğini, davacının Mal Müdürlüğüne müracaatta bulunduğunu, fakat önceki malik olarak ... göründüğünden muvafakat vermesinin arandığını, dolayısıyla bedelsiz iadenin yapılmadığını, davanın bu minvalde yürütülmesi gerektiğini, hiç ilgisi olmayan bir taleple davanın görüldüğünü, davacının dava konusu taşınmazın malikliği için ...'un sözleşmesel halefi olduğunu ve ... nasıl ki taşınmazı satmasa başvuru yapıp bedelsiz olarak tapusunu alacaksa davacının da aynı şekilde tapuyu alması gerektiğini beyan ederek, her ne kadar yargılama boyunca 6831 sayılı Kanun gereği hak sahibi olduğunun tespiti denilmişse de temyiz dilekçesinde taşınmazın 1/2 payı üzerinde 6292 sayılı Kanun gereği hak sahibi olduğunun tespiti ile taşınmazın davacı adına tescilini talep ettiğini ifade etmiştir. Dolayısıyla, eldeki davanın hukuki dayanağı ve sebebi 6292 sayılı Kanun’un 7. maddesindeki bedelsiz iade müessesesidir. Nitekim davacı, dava dilekçesinde, idarenin iade taleplerini yerine getirmediğini de dile getirmektedir.
Konuya ilişkin olarak yukarıda değinilen kanun hükümleri ve davacının eldeki davadaki talebi ile bunun dayanağı birlikte irdelendiğinde, dava konusu taşınmazın 6292 sayılı Kanun kapsamında bedelsiz olarak iade şartlarını taşıyıp taşımadığı, idareye başvurulup başvurulmadığı hususlarının saptanması ve sonrasında dayanak tapunun 6292 sayılı Kanun' un 7/1-a ve b bentlerinde belirtilen nitelikleri taşıyıp taşımadığı, tapu kaydı belirtilen nitelikleri taşısa bile, taşınmazların bedelsiz iade edilebilecek nitelikte olup olmadıkları, taşınmazların yerine rayiç bedellerinin ödenmesi ya da rayiç bedele uygun taşınmaz verilip verilmeyeceği yönünden ayrıca bir belirleme yapılması şeklindeki faaliyetlerin, birer idari işlem olduğunun kabulü gerekmektedir. Davacı, tapu iptali ve tescil isteminde bulunmuş ise de, maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (6100 sayılı HMK' nun 33 md). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, davacı lehine henüz sicile yansıtılmamış olan mülkiyet hakkının doğmuş olması nedeniyle, tapu iptali ile tescil niteliğinde olmayıp zaten mevcut olan ve tapu sicilinde kayıtlı olan dayanak tapu kaydı uyarınca bedelsiz iadeye ilişkin idari işlemlerin icrasına yöneliktir. Dolayısıyla işin esasının da idare hukuku ilkelerine göre incelemeye uygun olduğu; davanın kökeninde, çözüme kavuşturulmamış mülkiyet, kadastro vs. gibi hukuki bir ilişkinin bulunmadığı görülmektedir.
Bu açıklamalar ışığında; açılan davanın, 2577 sayılı Kanun'un 2. birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde belirtildiği üzere; “İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları" ve "İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında, idari yargı yerince çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Nitekim Uyuşmazlık Mahkemesinin 25.02.2019 tarih ve 2018/820 Esas, 2019/117 Karar ve 28.05.2020 tarih ve 2020/56 Esas, 2020/309 Karar sayılı kararları da bu doğrultudadır.
Bu itibarla; İlk Derece Mahkemesince, 6100 sayılı HMK'nin 114/1-b maddesi gereğince yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle, aynı Kanun'un 115/2. maddesi uyarınca davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken, işin esasına girilerek, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru görülmediğinden, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının, 6100 sayılı HMK'nin 373/1. maddeleri uyarınca KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
18.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.