Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E.2025/1950 K.2025/4388

🏛️ 8. Hukuk Dairesi 📁 E. 2025/1950 📋 K. 2025/4388 📅 02.06.2025

8. Hukuk Dairesi         2025/1950 E.  ,  2025/4388 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/334 E., 2023/86 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2018/89 E., 2020/418 K.
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
K A R A R
2007 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında Düzce ili ... ilçesi ... köyü çalışma alanında bulunan dava konusu 155 ada 7, 129 ada 1, 140 ada 24 ve 27, 107 ada 9, 182 ada 11 ve 158 ada 18 parsel numaralı taşınmazlar ... adına tespit edilmiştir. Öte yandan 2000 yılında yapılan afet kadastrosu çalışması sırasında 158 ada 3 parsel numaralı taşınmaz yine davalı ... adına tespit edilmiştir.
Davacı ...; taşınmazların muristen intikal ettiği iddiası ile tespite itiraz etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; davalının gerek dava dışı 3. kişilerden gerekse mirasbırakandan zilyetliği devir veya hibe suretiyle teslim aldığı tapusuz taşınmaz bakımından muris muvazaası iddiasının dinlenebilme olanağı bulunmadığından dava konusu edilen taşınmazların (... köyü 184 ada 5 parsel hariç) tapu iptal talebinin yukarıda anlatılan sebeplerden ötürü; ... köyü 184 ada 5 parsel yönünden yapılan incelemede ise celp edilen tapu kayıtlarının incelenmesi sonucunda; dava konusu taşınmazın 6831 sayılı Orman Kanunu'nun (2/B) maddesine göre Hazine adına orman sınırı dışına çıkarıldığı ve 6292 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde Hazine tarafından kullanıcı olarak tespit edilen hak sahibi ...'e satıldığı kullanım kadastrosu kesinleşerek tapuya tescil edilen taşınmaza yönelik davanın dinlenebilmesi için davanın 6292 sayılı Kanun uyarınca taşınmazın satış işleminden önceki bir tarihte açılması gerektiğinden; dava 12.03.2018 tarihinde açılmış olup, taşınmazın 6292 sayılı Kanun uyarınca dava tarihinden önceki bir tarih olan 03.06.2014 tarihinde davalı adına tapuya tescil edildikten sonra açılan davanın dinlenme olanağı bulunmadığından bu parsel yönünden de davanın reddine karar verilmiş; hükmün davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; "somut olayda; çekişmeli taşınmazların kadastro tespitlerinin 2000 ve 2007 tarihinde kesinleştiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Eldeki dava ise 12.03.2018 tarihinde açılmış olup, bu haliyle kadastro tespitinin kesinleştiği tarih ile dava tarihi arasında 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesinde öngörülen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği anlaşılmaktadır. Hak düşürücü süre dava şartı olup, kamu düzenine ilişkin bu sürenin geçmiş olması nedeniyle davanın esasına girilerek karar verilmesi mümkün değildir. Somut olayda, hak düşürücü sürenin yukarıda belirtilen niteliği gözetilerek kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptali ve tescil davasının hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile esastan incelemesinin hatalı olduğu" gerekçesi ile; davacı vekilinin davanın esasına yönelik istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun)
353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine, 6100 sayılı Kanun'un 355. maddesinin birinci fıkrası ikinci cümlesi gereği resen görülen kamu düzenine aykırılık nedeniyle Asliye Hukuk Mahkemesinin 11.11.2020 tarih ve 2018/89 Esas, 2020/418 Karar sayılı kararının kaldırılmasına, davanın yeniden esasıyla ilgili olarak; davanın Düzce ili ... ilçesi ... köyü 155 ada 7 parsel, ... köyü 107 ada 9 parsel, ... köyü 140 ada 27 parsel, ... köyü 140 ada 24 parsel, ... köyü 158 ada 3 parsel, ... köyü 158 ada 18 parsel, ... köyü 129 ada 1 parsel sayılı taşınmazlar yönünden hak düşürücü süre nedeniyle usulden reddine, ... köyü 184 ada 5 parsel yönünden açılan davanın usulden reddine karar verilmiş; davacı vekilince bu kez temyiz yoluna başvurulmuştur.
1. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarındaki gerekçelere, 6100 sayılı Kanun’un 369/1. maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371. maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup 155 ada 7, 129 ada 1, 140 ada 24 ve 27, 107 ada 9, 182 ada 11,184 ada 5 ve 158 ada 18 parsele yönelik davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
2. Davacı vekilinin 158 ada 3 nolu parsele yönelik temyiz itirazlarına gelince; Bölge Adliye Mahkemesince her ne kadar bu parselin kadastro tespitinin 2000 yılında kesinleşip davanın 10 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılmadığından bahisle davanın hak düşürücü süre nedeni ile reddine karar verilmiş ise de; dosyanın incelenmesinden 158 ada 3 nolu parselinin kadastro tespitinin afet kadastrosu kapsamında yapıldığı görülmüştür.
7269 sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanunun 18. maddesinde "Bu kanuna göre afet sebebiyle İmar ve İskan Bakanlığı'nca lüzum görülecek yerlerin kadastro ilanlarının yapılmasına, kadastro komisyonlarının kurulmasına lüzum kalmaksızın kadastro postalarına belediyece ve köy ihtiyar heyetince iki bilirkişi verilmek ve tasarruf tetkikleri, mahalli kadastro müdürü ve tapu fen memuru tarafından ifa olunmak suretiyle 2613 sayılı Kadastro ve Tapu Tahrir Kanununa göre, öncelikle Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünce yaptırılır. Anlaşmazlıklar mahalli mahkemelerce hallolunur. Sözü edilen kadastro işlerine ilişkin uygulama İmar ve İskan Bakanlığı ile Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünün bağlı olduğu Bakanlık arasında müştereken tespit edilecek esaslar dahilinde yapılır." hükmüne yer verilmiştir. Belirtilen yasal düzenleme ile kadastro işlemlerinin o tarihte yürürlükte bulunan 2613 sayılı Kadastro ve Tapu Tahrir Kanununa göre yapılması öngörülürken; özellikle "kadastro ilanlarının yapılması" ve doğacak anlaşmazlıkların "mahalli mahkemelerde" çözüme bağlanması bakımından, 2613 sayılı Kanun'un temel düzenlemelerinden uzaklaşıldığı görülmektedir. Ayrıca, Kanun'un 18. maddesi hükmü gereği Devlet Bakanlığı ile İmar İskan Bakanlığı arasında 30.06.1972 tarihinde yapılan "Afet Bölgelerinde Yapılacak Tapu ve Kadastro Hizmetlerine ilişkin" protokolde de sadece kadastroya dair teknik hizmetlerin ne şekilde yapılacağına değinilmekle yetinilmiş, gerek yargı yeri belirlenmesi, gerekse kadastronun işleyişi ile ilgili ilanlara, Kanun hükmü gereği yer verilmemiştir. Bilindiği üzere, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 1. maddesinde "Bu kanunun amacı, memleketin kadastral topografik haritasına dayalı olarak taşınmaz malların sınırlarını arazi ve harita üzerinde belirterek hukuki durumlarını tespit etmek ve bu suretle Türk Medeni Kanununun öngördüğü tapu sicilini kurmaktır." denilmiş; böylece, amacı belirleyen madde hükmü, "geometrik şekil" ve "taşınmaz malların hak durumlarını saptamak" gibi iki temel işlevi yerine getiren kadastroyu da tanımlamıştır. 3402 sayılı Kanunda deyimini bulan "amaç" ve "kadastro" tanımı, yürürlükten kaldırılan 2613 ve 766 sayılı kanunlarda da benzeri ifadeler ile yer almıştır. Hemen belirtilmelidir ki; kanunların düzenlediği geometrik şekil ve hak durumunu belli etme tespitleri için, özel (Kadastro) ve İlk Derece (Asliye ve Sulh Hukuk) Mahkemelerinde hak arama yolları açılmadan, kadastronun tüm evreleriyle tamamlandığı ve kadastral bir sicilin ortaya çıktığından söz edilemez. Başka bir deyişle, hak arama imkanı tanınmadan; özellikle, kadastro tutanağı kanunlarında yazılı yöntemine uygun biçimde kesinleştirilmeden ortaya çıkan sicil yok hükmündedir. Kuşkusuz, hak arama durumunda olan kişi ya da kişiler yönünden, yapılan kadastro tespit işlemini öğrenme önem taşır. Kanunlarda öğrenmenin ilanen tebliğ ve bizzat tebliğ yoluyla olacağı düzenlenmiştir. Nitekim; 2613 ve 766 sayılı kanunlar, kadastro tutanaklarının ilanen; itiraz halinde de komisyon kararlarının bizzat tebliğlerini zorunlu kılmıştır. Bunun yanı sıra, tasfiye niteliğindeki hak düşürücü süreler ile de dava ve talep hakları sınırlandırılmıştır. İlk Derece Mahkemelerinde (Asliye Hukuk ya da Sulh Hukuk Mahkemelerinde) kadastro öncesi nedenlere dayanılarak açılacak tespitin iptali ve tescil davaları, 3402 sayılı Kanun'un 12/3. maddesinde yazılı on yıllık hak düşürücü süre geçirilmeden açıldıklarının anlaşılması durumunda dinlenebilirler.
Açıklanan nedenlerle, çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede 7269 sayılı Kanun'un 18. maddesi uyarınca 2000 yılında yapılan afet kadastrosu işlemine, genel kadastro anlamı verilip, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 26.02.2003 gün ve 2003/130-121 sayılı kararında da açıkça vurgulandığı gibi 3402 sayılı Kanun'un 12/3. maddesinde öngörülen hak düşürücü süre uygulanmak suretiyle hüküm kurulması yerinde değildir.
Hal böyle olunca, mahkemece, Afet Kadastrosu sonucu oluşan çekişmeli parsel hakkında 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesindeki hak düşürücü sürenin uygulanmayacağı gözetilmek suretiyle, işin esasına girilip iddia ve savunma doğrultusunda araştırma yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken; yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olup, davacılar vekilinin temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulüyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
SONUÇ : Açıklanan sebeplerle;
1.Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 155 ada 7, 129 ada 1, 140 ada 24 ve 27, 107 ada 9, 182 ada 11,184 ada 5 ve 158 ada 18 parsellere yönelik kısmının davacı vekilinin temyiz itirazının (1) nolu bentte açıklanan sebeplerle reddi ile 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
2.Davacı vekilinin 158 ada 3 parsele yönelik temyiz itirazının (2) nolu bentte açıklanan sebeplerle kabulü ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
02.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.