Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E.2025/20 K.2025/4308

🏛️ 8. Hukuk Dairesi 📁 E. 2025/20 📋 K. 2025/4308 📅 29.05.2025

8. Hukuk Dairesi         2025/20 E.  ,  2025/4308 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/215 E., 2024/1438 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Vezirköprü 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2020/148 E., 2023/207 K.
Taraflar arasındaki uygulama kadastrosuna itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
K A R A R
3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 22/2-a maddesi uyarınca 2020 yılında yapılan uygulama kadastrosu sırasında, ..................... ilçesi ................. Mahallesi çalışma alanında bulunan ve tapuda davacı ... adına kayıtlı bulunan eski 439 parsel sayılı 534,00 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz yeni 112 ada 43 parsel numarasıyla ve 606,72 metrekare yüzölçümlü olarak; eski 443 parsel sayılı 4250,00 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz ise yeni 112 ada 42 parsel numarasıyla ve 4065,93 metrekare yüzölçümlü olarak; tapuda davalı ... adına kayıtlı bulunan eski 438 parsel sayılı 4480,00 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz ise yeni 112 ada 41 parsel numarasıyla ve 4.464,80 metrekare yüzölçümlü olarak tespit ve tescil edilmiştir.
Davacı ... vekili dava dilekçesinde; uygulama kadastrosu sırasında davacıya ait 112 ada 42 ve 43 parsel sayılı taşınmazlarının yüzölçümünün eksildiğini ve sınırlarının hatalı belirlendiğini, eksikliğin/yanlışlığın davalıya ait 112 ada 41 parsel sayılı taşınmazdan kaynaklandığını açıklayarak dava açmıştır.
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "Bilirkişi raporlarında ilk tesis kadastrosuna en yakın tarihli hava fotoğrafı ile ilk tesis kadastrosu ve yenileme kadastrosunun çakıştırıldığı 1981 yılına ait hava fotoğrafındaki davacı ile davalı arasında bulunan sınır ile keşif tarihi itibariyle zeminde mevcut olan davacı ile davalı arasındaki sınırın aynı sınır olduğunun tespit edildiği, dava konusu parseller arasında zeminde tonç adı verilen sabit sınırların parselleri ayıran sabit sınırlar olduğu bu sınırların hava fotoğrafları ve ortofoto görüntülerinde tespit edildiğinin anlaşıldığı..." gerekçesiyle davanın kabulüne; dava konusu 112 ada 41 parsel; 112 ada 42 parsel; 112 ada 43 parsel sayılı taşınmazların uygulama kadastro tespitlerinin ayrı ayrı iptaline; 112 ada 41 parselde kayıtlı taşınmazın 28.11.2022 tarihli bilirkişi heyet raporunda (A) harfi ile gösterilen 43,93 m²'lik kısmının tapu kaydının iptali ile bu kısmın davacıya ait 112 ada 43 parsel sayılı taşınmaza; aynı raporda (B) harfi ile gösterilen 143,78 m²'lik kısmının tapu kaydının da iptali ile iptal edilen bu kısmın ise davacıya ait 112 ada 42 parsele eklenmesine ve böylece 112 ada 41 parsel sayılı taşınmazın 4.277,09 m² ve 112 ada 42 parsel sayılı taşınmazın 4.209,71 m² ve 112 ada 43 parsel sayılı taşınmazın 650,65 m² yüzölçümü ile tapuya kayıt ve tescillerine karar verilmiş olup hükmün davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece hükme esas alınan raporun incelenmesinde; "İlk tesis Kadastrosunun Değerlendirilmesi" bölümünde; tesis kadastrosuna ait ölçü krokisi ve sınırlandırma krokisinin uyumlu olduğu ve pafta oluşturulurken ölçü ve tersimat hatası bulunmadığı bildirilmiştir. Bir başka ifade ile tesis kadastrosuna ait teknik evraklarda bir hata bulunmadığı anlaşılmaktadır. Yine raporun devamında yer alan "22/a Yenileme(uygulama) Kadastrosunun Değerlendirilmesi" başlıklı bölümde yer alan "Şekil.4" de de ilk tesis kadastrosu ile yenileme (uygulama) kadastrosu çakışık halde gösterilmiş olup tesis ve uygulama kadastrosunda belirlenen müşterek sınırların birebir çakıştığı görülmektedir.
Yine uygulama kadastrosunda çekişmeli taşınmazların ortak sınırı "geçerli sınır" tipinde belirlenmiş olup; tesis kadastrosuna ait pafta ve diğer teknik krokilerin incelenmesinde de çekişmeli taşınmazların ortak sınırında yapı, tesis, kanal, kanalet vb gibi sabit sayılabilecek bir yapı/tesis bulunmadığına göre uygulama kadastrosu çalışmaları sırasında çekişmeli taşınmazların müşterek sınırının "geçerli sınır" tipinde belirlenmesinde de bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Ne var ki aynı raporun devamında yapılan hava fotoğrafı değerlendirmesinde ise "tesis kadastrosuna en yakın tarih olan 1981 yılına ait hava fotoğrafındaki davacı ile davalı arasında bulunan sınır ile keşif tarihi itibariyle zeminde mevcut olan (müşterek) sınırın aynı olduğunun tespit edildiği; ayrıca taşınmazlar arasında "tonç" denen sabit sınır bulunduğu, davacının iddia ettiği alanın 1981 tarihinden bu yana davacı tarafça kullanıldığı, bu nedenle tesis kadastrosunda "sınırlandırma hatası" yapıldığı ve bu hatanın 2020 yılında yapılan uygulama kadastrosu çalışmalarında da farkedilmediği ..." şeklindeki tespit esas alınarak yazılı şekilde hüküm verilmiş olup; bilirkişilerce bildirilen bu durum, fiili kullanım sınırına ilişkindir.
Uygulama kadastrosu yapılırken fiili kullanım sınırının değil, teknik belgelerinde bir hata yok ise tesis kadastrosu sonucu düzenlenen paftadaki sınırların dikkate alınacağı, davanın mahiyeti gereği fiili kullanım durumuna değer verilmeyeceği kuşkusuzdur.
Hal böyle olunca tesis kadastrosu ile belirlenerek kesinleşen sınırlarda herhangi bir hesaplama, ölçü ve tersimat hatası bulunmadığı takdirde, yenileme kadastrosu çalışmalarında tesis kadastrosu ile belirlenerek kesinleşen sınırlara uyulmasında zorunluluk bulunması, dava konusu taşınmazların ilk tesis kadastrosu paftasının üretiminde herhangi bir hesaplama ve tersimat hatasının bulunmadığının, ilk tesis paftası ile uygulama kadastrosu ile belirlenen sınırın birbirleri örtüştüğü, işlemeden kaynaklı olduğu zirai bilirkişi raporlarında yer alan fotoğraflarda açıkça belli olsa da sürülerek değiştirilebilecek nitelikte olan "tump" unda sabit sınır olarak kabul edilmesine imkan bulunmamasına göre; mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken İlk Derece Mahkemesince, bu hususlar gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olduğundan, Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararının kaldırılması suretiyle İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ : Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
29.05.2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.