Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E.2024/5638 K.2025/2955

🏛️ 8. Hukuk Dairesi 📁 E. 2024/5638 📋 K. 2025/2955 📅 15.04.2025

8. Hukuk Dairesi         2024/5638 E.  ,  2025/2955 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
SAYISI : 2022/1 E., 2023/2 K.
DAVALILAR : Bayındırlık ve İskan Bakanlığı vd.
Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince verilen davanın kabulüne dair karar, davalı ... mirasçısı ... vekilinin temyiz istemi üzerine yapılan inceleme sonucunda Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 2017/338 Esas, 2021/2340 Karar sayılı ilamıyla bozulmuştur.
İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı, davacı ... mirasçıları ve davalı kurumlar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
K A R A R
Kadastro sırasında, ... ili ... ilçesi ... köyü çalışma alanında bulunan 180 ada 4 parsel sayılı 2.210,69 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, tapu kaydına dayanılarak ... ve ... adlarına; 180 ada 5 parsel sayılı 2.856,03 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz ise, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle ... adına tespit edilmiştir.
Davacı ... tarafından, davalılar Hazine ile Bayındırlık ve İskan bakanlığı aleyhine, davalı İdarece kendisine ait taşınmazın bölgede gerçekleşen deprem sonrası konteyner yapımı işinde kullanılıp işgal edildiği ve tarafına herhangi bir bedelde ödenmediği iddiasıyla ... Sulh Hukuk Mahkemesinde açılan men'i müdahale davası, davaya konu parsel hakkında tutanak düzenlenmiş olması nedeniyle Kadastro Mahkemesine aktarılmıştır.
İlk Derece (Kadastro) Mahkemesince yapılan yargılama sonunda verilen, davanın kabulüne ve çekişmeli taşınmazlara yapılan müdahalenin men'ine ilişkin önceki hüküm, davalı Hazine vekilinin temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 2012/2989 Esas, 2012/8102 Karar sayılı ilamıyla; "... İlk Derece Mahkemesince, çekişmeli taşınmazların atalarından intikalen ve taksimen davacılara kaldığı gerekçesiyle hüküm kurulmuş ise de; yapılan araştırma, inceleme ve uygulama hüküm vermeye yeterli bulunmadığı gibi dava mülkiyete yönelik olduğu halde yanlızca elatmanın önlenmesi davası olarak değerlendirilmiş olması nedeniyle varılan sonucun da dosya kapsamına uygun olmadığı, kadastro tespiti sırasında taşınmazlar yukarıda belirtildiği şekilde tespit malikleri adına tespit edilerek malik haneleri doldurulmuş ise de davacıların dayandığı tapu kaydının tesisinden itibaren getirtilmediği ve usulünce uygulanmadığı açıklanarak, doğru sonuca varabilmek için davacıların dayandığı 14.09.1962 tarihli ve 162 nolu tapu kaydı ile, çekişmeli taşınmazların kuzeyinde bulunan 180 ada 2 parsel sayılı taşınmazın dayanağı olan 1979 tarihli ve 19 nolu tapu kaydının ilk tesisinden itibaren tüm tedavülleri ve haritası ile birlikte, çekişmeli taşınmazların güneyinde bulunan taşınmazların kadastro tutanakları ile varsa dayanağı belgelerin getirtilmesi, mahallinde tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan, elverdiğince yaşlı şahıslar arasından seçilecek yerel bilirkişilerle, taraf tanıkları, fen bilirkişi ve tespit tutanak bilirkişilerinin hazır olduğu halde yeniden keşif yapılması, 3402 sayılı Kanun' un 20. maddesine göre haritası olan tapu kaydının kapsamının haritasına göre belirlenmesi, taşınmazın, tapu kaydının kapsamı dışında kalması halinde dava konusu taşınmazda davacıların ekonomik amaca uygun hak kazandırıcı zilyetliğinin bulunup bulunmadığı konusunda yerel bilirkişiler ve tanıklardan ayrıntılı bilgi alınması, çekişmeli taşınmazların sınırında bulunan göl nedeniyle jeoloji bilirkişisi ve ziraat bilirkişisine taşınmazın niteliği, zilyetlikle iktisabının mümkün olup olmadığı hususunda ayrıntılı rapor düzenlettirilmesi, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek ve çekişmeli taşınmazların malik hanesinin hukuken açık olması nedeniyle 3402 sayılı Kanun'un 30. maddesi uyarınca gerçek hak sahibinin re'sen belirleneceği de göz önüne alınmak suretiyle bir karar verilmesi ..." gereğine değinilerek bozulmuştur.
İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda; "...mahallinde 17.06.2015 tarihinde yapılan keşif ve keşifte dinlenen tutanak bilirkişileri ve mahalli bilirkişisi ile davacı tanıklarının, dava konusu taşınmazlar üzerinde 180/4 parsel müştereken davacı ... ve kardeşi ...'a babaları ...'dan intikal ettiği, yine dava konusu taşınmaz olan 180/5 parselin davacı ...'a babası ...'dan intikal ettiği babalarının ise 35 - 40 yıl önce vefat ettiği hususunda birbiriyle uyumlu beyanlar verilmiş olduğu, bu haliyle davacı lehine 3402 sayılı K.K.' nun 14. Maddesinde yazılı kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği koşullarının oluştuğu, dava konusu taşınmazların kadastro tespit tutanaklarının düzenlendiği şekliyle gerçeği yansıttığı, ancak davanın aktarılan dava olması sebebiyle bozma ilamı doğrultusunda tutanağın tespitinin iptal edilerek yeniden tespit maliklerinin aynı şekilde belirlenmesi yoluna gidilmiş olduğu, ancak belirtmek gerekirse; 180/4 parsele yönelik adına 1/2 hisse ile tespit olunan davaya dahili davalı olarak mahkemece dahil edilen ...' un vefat etmiş olup geride mirasçı olarak eş ve çocukları kalmış olduğu, dava konusu parsellere ait 'davalıdır' şerhinin fark edilip tapuya 27.05.2016 tarihinde müzekkere yazıldığı ve bunun üzerine konulduğu için, evvelinde ... mirasçılarının tapuda pay devri ve intikal işlemlerini yaptığının anlaşılmış olduğu, açıklanan bu nedenlerle dahili davalı ...'un 180/4 parseldeki payı kendilerine diğer mirasçılar tarafından intikal yapılan mirasçıları Hasan ve ... adına 1/4 hisse ile tespit edilmiş olduğu, keşif sonrası fen bilirkişisinin sunmuş oldukları 18.06.2015 tarihli rapor ile; 14.09.1962 tarihli ve 162 sıra nolu tapu kaydının 180 ada 4 ve 5 parselleri kapsadığı, 24.09.1962 tarihli ve 272 nolu tapu kaydının dava konusu olmayan 180 ada 2 parseli kapsadığı ancak hudutlarındaki değişikliğin tedavüllerden ileri geldiği, her iki tapu kaydının hudut itibari ile de birbirinin okuduğu, keşifte tapu kayıtlarının uygulandığı, yine inşaat, ziraat ve jeolog bilirkişilerinin keşif sonrası 26.05.2016 tarihli raporlarına göre taşınmaz üzerinde konteynerler bulunduğunun tespit edildiği ve böylelikle davalı Hazinenin dava konusu taşınmazlar üzerinde yaptığı müdahale haksız olduğunun anlaşıldığı ..." gerekçesiyle verilen, davanın kabulü ile dava konusu ... ili ... ilçesi ... köyü ... 180 ada 4-5 nolu parsel numaralı taşınmazlara yapılan müdahalenin menine, ... ili ... ilçesi ... köyü, ... 180 ada 5 nolu taşınmazın kadastro tespitinin iptali ile, ... adına tarla vasfıyla tapuya kayıt ve tesciline, ... ili ... ilçesi ... köyü, ... 180 ada 4 nolu taşınmazın kadastro tespitinin iptali ile, arsa vasfıyla 4 pay olarak kabul edilerek; 1/2 payın ..., 1/4 payın ..., 1/4 payın ... adlarına tapuya kayıt ve tesciline ilişkin ikinci hükmün, davalı ... mirasçısı ... vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 2017/338 Esas, 2021/2340 Karar sayılı ilamıyla "... İlk Derece Mahkemesince, davalının temyiz talebinin süresinde olmadığı gerekçesiyle reddine karar verilmiş olup, davalı ... mirasçısı ...' un, kendisine yapılan tebligatın usulsüz olduğunu ileri sürerek ek karara ilişkin temyiz isteminde bulunmuş olduğu, 7201 Sayılı Tebligat Kanunu' na göre tebligat evrakı üzerinde tebliğ memurunun ad, soyad ve kaşesinin bulunması zorunlu olduğu halde, davalıya yapılan gerekçeli kararın tebliğine ilişkin tebligat evrakında dağıtıcı ad, soyad ve kaşesi bulunmamakta olup, bu haliyle davalıya yapılan tebligatın 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine uygun olduğundan söz edilemeyeceği, mahkemenin 28.07.2016 tarihli 'temyiz talebinin reddine ilişkin ek kararının, usul ve yasaya aykırı olduğu, davalı ... mirasçısı ...’un esasa ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; davalı ..., yargılama sırasında 22.11.2013 tarihinde vefat etmiş olmasına rağmen, mirasçılarının davada taraf olarak yer almadıkları ve karar başlığında da gösterilmedikleri, bu haliyle davada taraf teşkilinin sağlandığından söz edilemeyeceği, oysaki taraf teşkilinin sağlanmasının dava şartlarından olup, bu koşul yerine getirilmeden işin esasına girilmesi hukuken mümkün bulunmadığı, kamu düzenine ilişkin bu hususun yargılamanın her safhasında re'sen dikkate alınması gerektiği açıklanarak, öncelikle, yargılama sırasında vefat ettiği anlaşılan davalı ...'un mirasçılarının davada taraf olarak yer almaları sağlanarak, taraf teşkilindeki eksikliğin giderilmesi ve bundan sonra işin esasına girilerek, tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi ..." gereğine değinilerek bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamı doğrultusunda taraf teşkili sağlandıktan sonra yapılan yargılama neticesinde; davanın kabulüne ve dava konusu ... ilçesi ... köyü ... 180 ada 4 parsel ve 180 ada 5 parsel sayılı taşınmazlara yapılan müdahalenin menine, ... ilçesi ... köyü ... 180 ada 5 nolu taşınmazın kadastro tespitinin iptali il ...'un mirasçıları adına miras payları oranında tarla vasfıyla tapuya kayıt ve tesciline, ... ilçesi ... köyü ... 180 ada 4 nolu taşınmazın kadastro tespitinin iptali ile arsa vasfıyla 20 pay olarak kabul edilerek, 10/20 payın ...'un mirasçıları adına miras payları oranında, 5/20 payın ..., 5/20 payın ... adlarına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı ... mirasçıları ile davalı kurum vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
Anlam itibariyle usuli kazanılmış hak kavramı, bir davada mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Hemen belirtmek gerekir ki; gerek 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda (HUMK) gerek 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda (HMK) usuli kazanılmış hak kavramına ilişkin açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu kurum davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir (Hukuk Genel Kurulu'nun 15.03.2023 tarihli ve 2021/2-668 Esas, 2023/191 Karar sayılı karar). İlk Derece Mahkemesinin, Yargıtayın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğabileceği gibi bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan İlk Derece Mahkemesi kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez.
Aynı şekilde İlk Derece Mahkemesince verilen ilk hükmün temyiz edilmemesi hâlinde, hükmü temyiz etmeyen taraf yönünden karar kesinleşmiş olmakla artık bu tarafın kararı temyizinde hukuki yararı bulunmamaktadır. Zira hukuki yarar dava şartı olduğu kadar temyiz istemi için de aranan bir şarttır.
Bir başka anlatımla, kesinleşmiş kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 tarihli ve 13/5 sayılı YİBK). Kararın temyiz edilmeyerek şekli anlamda kesin hükme dönüşmesi karar lehine olan için usuli müktesep hak oluştururken, karar aleyhine olan kimse için de bir katlanma yükümlülüğü meydana getirir.
Bu itibarla; açıklanan bu ilke ve esaslar ışığında somut uyuşmazlık incelendiğinde; İlk Derece Mahkemesince verilen, davanın kabulü ile 5 parsel sayılı taşınmazın ..., 4 parsel sayılı taşınmazın paylı olarak ..., ... ve ... adına tespit ve tesciline dair 03.06.2016 tarihli ikinci hüküm, davacı ... ve davalı kurumlar tarafından temyiz edilmemiştir.
Söz konusu hükmün, davalı ... mirasçısının temyiz talebi incelenerek Yargıtayca bu kişi yönünden bozulmasına karar verilmiş ve bozma ilamına karşı karar düzeltme yoluna da başvurulmamıştır. Temyiz istemine konu bu son hükümle de, davacı ... mirasçıları ile davalı kurumların aleyhlerine yeni bir durum da yaratılmadığı ve davacı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşıldığından, hükmü temyizde hukuki yararı bulunmayan davacı ... mirasçıları vekili ve davalı kurumlar vekillerinin temyiz dilekçelerinin reddine karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan sebeplerle; Davacı ... mirasçıları vekilinin ve davalı kurumlar vekillerinin temyiz dilekçelerinin ayrı ayrı REDDİNE,1086 sayılı Kanun'un 440/1 maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 15.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.