Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E.2022/4260 K.2025/1591

🏛️ 8. Hukuk Dairesi 📁 E. 2022/4260 📋 K. 2025/1591 📅 27.02.2025

8. Hukuk Dairesi         2022/4260 E.  ,  2025/1591 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2019/452 E., 2021/1007 K.
KARAR : Davanın kabulüne
Taraflar arasındaki tapusuz taşınmazın tescili istemine ilişkin davanın yapılan yargılaması sonunda İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen karar, yapılan temyiz incelemesi sonunda Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince bozulmuştur.
İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı, davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı ... dava dilekçesinde özetle; Batman ili Kozluk ilçesi ... köyü Doğancık mezrası mevkisinde bulunan ve tapusu bulunmayan arazinin adına tescilini istediğini, sözü edilen mevkide bulunan 40 dönümlük araziyi 30 yıldan beri dedesinden kendisine miras kaldığını, tasarrufu kendisine ait olduğunu, araziye fıstık ve çeşitli meyve ağaçlarını ektiğini ve mahsul topladığını, arazinin yıllardan beridir kendisine ait olduğunu yapılacak olan keşifte ve dinlenecek tanıklarca bunun tespit edebileceğini belirterek, işletilen arazinin kendi adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı ... Temsilcisi cevap dilekçesinden özetle; zilyetliğin varlığını kanıtlamanın tescil isteyene düştüğünü, zilyetliğin maddi bir olay olduğunu ve tanık bilirkişi ve belgelerle ispatlanmak zorunda olduğunu ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesi’nin 10.06.2015 tarihli ve 2012/376 Esas ve 2015/188 Karar sayılı kararıyla; "... dava konusu taşınmazın fen raporunda (B) harfiyle gösterilen kısmın sürülü ve fıstık ekili olduğu, (A) harfi ile gösterilen kısımda meyve ağaçlarının bulunduğu ve davacıya ait olduğu, davacıya babasından kaldığı, mahalli bilirkişi ve davacının babası ve kardeşinin beyanlarından taşınmazın davacının payına düştüğünün anlaşıldığı, taşınmazı öncesinde davacının babasının daha sonra davacının kullandığı, zilyetlik iradesinin devam ettiği, taşınmazın önceleri buğday, tütün ekilmek suretiyle daha sonra fıstık ve meyve ağaçlarının ekilmesi suretiyle kullanıldığı, fen raporunda (C) harfi ile gösterilen kısım ekilmemiş olsa da taşınmazın yapısı ve çevre parsellerle durumu düşünüldüğünde dava konusu taşınmazla bütünlük arz ettiği ve bu kısmın da davacının kullanımında olduğu, köylülerin de dava konusu taşınmazın davacıya ait olduğunu bildiği ve başkaca hak iddiasında bulunanın olmadığı, kadastrodan gelen yazı cevabında dava konusu taşınmazların orman toprağı olması nedeniyle tescil harici bırakıldığı belirtilmiş olsa da Orman bilirkişi raporunda hava fotoğraflarının incelendiği ve taşınmazın orman olmadığının belirtildiği, ayrıca çevre parsellerde orman arazisi bulunmadığı, çevre parsellerin tarla niteliğinde olduğu ve dava dışı şahıslar adına kayıtlı oldukları, taşınmazın tespit harici bırakılma tarihinden itibaren 20 yıllık sürenin geçmiş olduğu, davacı yönünden zilyetlikle kazanma şartlarının oluştuğu, dava konusu yerin mera ya da orman olmadığı, zilyetlikle kazanılmasına engel bulunmadığı, mahalli bilirkişilerin yaşının zilyetlikle kazanma olgusunu desteklediği, dava konusu taşınmaza davacının zilyet olduğu, davasız ve aralıksız 20 yılı aşkın süreyle zilyet olma şartının gerçekleştiği ..." gerekçesiyle verilen davanın kabulüne ve Batman ili Kozluk ilçesi ... köyünde bulunan fen bilirkişisi Takyeddin Dinler'in 20.11.2014 tarihli krokili raporunda (A) harfi ile gösterilen 2028,010 m2, (B) harfi ile gösterilen 24232,971 m2, (C) harfi ile gösterilen 3141,868 m2'lik alanın yeni parsel numarası verilmek suretiyle davacı adına tapuya kayıt ve tesciline ilişkin önceki karar, davalı Hazinenin temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesi’nin 27.05.2019 tarih, 2019/2356 Esas ve 2019/3649 Karar sayılı ilamıyla; "... taşınmazların en eski tarihli memleket haritası ve hava fotoğraflarındaki durumu ile dava tarihinden 20 yıl öncesine ait hava fotoğraflarındaki durumunun incelenmediği, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (4721 sayılı Kanun)
713/3 üncü maddesi uyarınca ilgili kamu tüzel kişiliklerinin davaya dahil edilmediği, eksik araştırma ve inceleme ile hüküm kurulduğu ..." gerekçesiyle bozulmuştur.
İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda; "... dava konusu taşınmazların öncesinde davacının babası ...'in zilyetlik ve kullanımında iken zilyetliği 2000 yılında davacı oğluna devrettiği, taşınmazın davacı tarafından tarım arazisi olarak kullanılmaya devam edildiği, zilyetliğin başlangıç tarihinin belirlenmesinde esaslı unsur olan 1973 yılı, 1984 yılı ve 1994 yılı hava fotoğraflarının jeodezi ve fotogrametri uzmanı bilirkişi tarafından incelenmesi sonucu, 1973, 1984 yılına ait hava fotoğrafları üzerinde yapılan incelemede, (A) harfi ile gösterilen taşınmazda tarımsal kullanım olduğu, (B) harfi ile gösterilen taşınmazda tarımsal kullanım olduğu ve bir kısmında (doğusu ve güneyinde) niteliği tespit edilemeyen ağaç, çalılık vb. olduğu, (C) harfi ile gösterilen taşınmazda tarımsal kullanım olduğu ve bir kısmında niteliği tespit edilemeyen ağaç, çalılık vb. olduğu, 1994 yılına ait hava fotoğrafları üzerinde yapılan incelemede; (A), (B) ve (C) harfi ile gösterilen taşınmazlarda tarımsal kullanım olduğu görüş ve kanaatine varıldığının bildirildiği, bozma ilamı sonrasında alınan 16.08.2021 havale tarihli raporda hava fotoğraflarının incelenmesi sonucu taşınmazların zemininde eskiden beri herhangi bir orman varlığına rastlanılmadığı, münferit görülen karaçalılar dışında herhangi bir ağacın varlığına rastlanılmadığı, kapalılığın oluşmadığı, evveliyatı itibariyle, orman, orman içi açıklık veya ormandan açma sonradan kazanılan yerlerden olmadığının tespit edildiği, ziraat bilirkişisi tarafından düzenlenen raporda, taşınmazlarda 1984 yılında imar ihya çalışmalarının başladığı, 1990 yılında imar ihyanın tamamlandığı ve zilyetlik koşullarının oluştuğunun tespit edildiğini, mahalli bilirkişi beyanlarının da teknik bilirkişi raporlarını destekler mahiyette olduğunu, netice itibariyle dava konusu taşınmazlarda dava tarihi olan 2012 yılından geriye doğru en az 20 yıl süreyle ekonomik amaca uygun tarımsal zilyetliğin bulunduğu, imar ihyanın 1990 yılında tamamlandığı, kazandırıcı zamanaşımı yoluyla iktisaba ilişkin yasal koşulların davacı lehine gerçekleştiği, bilirkişi raporlarının hüküm kurmaya yeterli ve elverişli olduğu, davacı ... davacının zilyetliği devraldığı babası adına senetsizden tescil edilen taşınmazların sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönümü geçmediğinin anlaşıldığı ..." gerekçesiyle davanın kabulüne ve Batman ili Kozluk ilçesi ... köyünde bulunan fen bilirkişisi ... Anyığ tarafından düzenlene 24.02.2021 tarihli rapor ve ekindeki krokide (A) harfi ile gösterilen 2028,010 m2'lik, (B) harfi ile gösterilen 24232,971 m2'lik ve (C) harfi ile gösterilen 3141,868 m2'lik alanın yeni parsel numarası verilmek suretiyle davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı ... tarafından temyiz edilmiştir.
Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; mahalli bilirkişi ve tanık anlatımlarında "dava konusu taşınmazların davacının babasından kendisine kaldığı" belirtilmesine rağmen dava konusu taşınmazların murisin ölümünden önce taksim edilip edilmediğinin objektif deliler ile tespit edilmediği, davanın davacı tarafından tek başına açılamayacağı ancak tüm mirasçılarının birlikte veya terekeye temsilci atanmak sureti ile tereke temsilcisi tarafından açılabileceği değerlendirilmeden karar verilmiş olmasının hatalı olduğunu, bilirkişi raporlarının hükme esas alınacak nitelikte olmadığını, Yargıtay bozma kararına aykırı bir şekilde dosyanın esasını çözecek nitelikte olmayan 1973, 1984 tarihli hava fotoğrafları üzerinde inceleme yapıldığını, 1973, 1984 ve 1994 yıllarına ait hava fotoğrafları üzerinde inceleme yapılmışsa da 1992 tarihinden dava tarihi olan 2012 yıllına kadarki zaman aralığının incelenmesi gerektiğini, Jeodezi ve Fotogrametri bilirkişi raporunda hava fotoğraflarının incelenmediğini, incelenen hava fotoğraflarında (A), (B) ve (C) harfi ile gösterilen dava konusu yerlerin kullanıldığı belirtilmişse de; dava konusu yerin ne şekilde kullanıldığı hakkında açıklamada bulunulmadığını, ziraat bilirkişi raporunda da bilimsel bir değerlendirme yapılmadığını, toprak analizinin yapılmadığını, taşınmazın yapısı ve toprak niteliği incelendiğinde, taşınmazın yeni kullanılmaya başlandığını, incelenen memleket haritalarında ve amenajman planlarında dava konusu taşınmazların geçmişinin orman olduğunun çok açık bir şekilde görüldüğünü, orman bilirkişileri tarafından davacı lehine yapılan yorum ile dava konusu yerin orman alanı olarak gösterilmediğini belirttiklerini, bu hususta yapılan değerlendirmenin bilimsel bir dayanağının bulunmadığını, amenajman planlarında dava konusu yerler OT-BBT (Orman Toprağı-Bozuk Baltalık) rumuzu ile belirtilmiş olmasına rağmen OT-BBT rumuzunun (Açıklık Saha -Bozuk Baltalık) olarak değerlendirildiğini, taşınmazların hem amenajman planlarında hem de memleket haritalarında orman olarak belirtildiğini, dava konusu taşınmazların geçmişinin orman olduğunu, taşınmazların geçmişinin orman olduğunun hava fotoğraflarında da ortaya çıktığını, yanlı ve bilimsel olmayan değerlendirmelerden ibaret orman bilirkişi raporunun hükme esas alındığını, bozma kararından önce alınan bilirkişi raporları ile bozma sonrası alınan bilirkişi raporları arasındaki çelişkilerin giderilmediğini, (C) Harfi ile gösterilen taşınmazın tarımsal arazi vasfında olmadığı bozma öncesi alınan bilirkişi raporlarında açıkça belirtilmesine rağmen Yargıtay bozma sonrası alınan bilirkişi raporlarında tamamen aykırı bir değerlendirme ile bu taşınmazın en az 30 yıldır kullanıldığının belirtildiğini, çelişkiler giderilmeden aynı zamanda keşif gözlemine de aykırı bir şekilde hüküm tesis edildiğini ileri sürerek, hükmün bozulmasını talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince, çekişmeli taşınmaz bölümlerinin imar-ihya işlemlerinin tamamlandığı ve bu bölüm üzerinde davacı lehine zilyetlik yoluyla taşınmaz edinme koşullarının oluştuğu kabul edilerek yazılı şekilde hüküm kurulmuş ise de, yapılan araştırma, inceleme ve uygulama hüküm vermek için yeterli bulunmamaktadır.
Şöyle ki; dava, 4721 sayılı Kanun'un 713/1, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14 ve 17 nci maddelerine dayalı tapusuz taşınmazın tescili isteğine ilişkindir. Dava konusu taşınmaz, 1987 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında, orman toprağı olması nedeniyle tespit harici bırakılmış olup, davacı taraf, imar-ihya ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği hukuki nedenine dayalı olarak çekişmeli taşınmaz hakkında tescil isteğinde bulunmuştur. Böyle bir taşınmazın iktisap edilebilmesi için, öncelikle taşınmazın zilyetlikle kazanılabilecek yerlerden olması, bundan sonra da 3402 sayılı Kanun'un 14 ve 17 nci maddeleri uyarınca, emek ve para harcanmak suretiyle imar-ihya edilerek tarıma elverişli ... getirilmesi ve bu işlemlerin tamamlanmasından sonra kazanmayı sağlayacak zilyetlik süresinin geçmesi zorunludur.
Bozma ilamı öncesinde düzenlenen orman mühendisi bilirkişi ek raporunda 1994 tarihli hava fotoğrafında dava konusu taşınmazların bulunduğu alanlar üzerinde geniş yapraklı ağaçların olduğu ve bunların da meyve ağaçları olduğu, bozma ilamı sonrası yapılan keşif sonucunda düzenlenen orman mühendisi heyeti raporunda 1973, 1984 ve 1994 yıllarına ait hava fotoğraflarında (B) ve (C) harfi ile gösterilen kısımlarda münferit halde görülen karaçalı dışında herhangi bir ağacın varlığına rastlanmadığı, jeodezi ve fotogrametri mühendisi tarafından düzenlenen raporda da (B) ve (C) harfi ile gösterilen kısımlarda niteliği tespit edilemeyen ağaç, çalılık vb. olduğu yönünde görüş bildirilmiş olup, bilirkişi raporları değerlendirildiğinde ağaçların niteliğinin dosya kapsamında tam olarak belirlenmediği, bunun yanında ağaçlı olan bölümlerde nasıl tarım yapıldığının bilirkişi raporunda belirtilmediği, orman mühendisi raporunda 1970 tarihli amenajman planında “OT-BBT” simgesindeki OT’nin orman toprağı olarak simgelenmesine rağmen neden açıklık saha olduğu yönünde görüş bildirildiğinin açıklanmadığı anlaşılmaktadır. Bilirkişi raporları arasında çelişki yaratıldığı halde bu çelişki üzerinde durulmamıştır. Bu şekilde eksik araştırma ve incelemeye dayanılarak hüküm verilmesi usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır.
Hal böyle olunca; İlk Derece Mahkemesince doğru sonuca ulaşılabilmesi için öncelikle; yöreye ait tüm stereoskopik hava fotoğraflarının Harita Genel Müdürlüğü'nden getirtilip dosya ikmal edildikten sonra mahallinde, yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan aynı köyde ve komşu köylerde ikamet eden şahıslar arasından seçilecek ayrı ayrı 3’er kişilik yerel bilirkişi kurulu ve taraf tanıkları ile önceki bilirkişiler dışında halen Tarım ve Orman Bakanlığı ile bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman orman mühendisleri arasından seçilecek 3 orman mühendisi bilirkişisi, 3 ziraat mühendisi bilirkişisi, 3 jeodezi ve fotogrametri mühendisi bilirkişisi ve bir fen elemanının katılımıyla yeniden keşif yapılmalıdır.
Yapılacak bu keşifte, getirtilen ve dosya arasında bulunan belgeler çekişmeli taşınmaz ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle taşınmazın öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116 sayılı Orman Kanunu (3116 sayılı Kanun) 4785 sayılı Orman Kanununa Bazı Hükümler Eklenmesine ve Bu Kanunun Birinci Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun (4785 sayılı Kanun) ve 5658 sayılı Orman Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine ve Bu Kanuna Bazı Maddeler Eklenmesine Dair Kanunlar (5658 sayılı Kanun) karşısındaki durumu saptanmalı; öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yok edilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; toprak yapısı, bitki örtüsü ve çevresi incelenmeli; keşifte, hakim gözetiminde, taşınmazın dört yönden renkli fotoğrafları çektirilip, onaylanarak dosyaya eklenmeli; dosyaya getirtilen ve dosya arasında bulunan belgeler fen, jeodezi ve fotogrametri ile uzman orman bilirkişiler eliyle yerine uygulattırılıp; orijinal-renkli (renkli fotokopi) hava fotoğrafları ve memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de hava fotoğrafları ve memleket haritası ölçeğine (Net-Cad veya benzeri programlar kullanılarak) denetime elverişli olacak şekilde çevrildikten sonra komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle çekişmeli taşınmaz, çevre parsellerle birlikte memleket haritası ve hava fotoğrafları üzerinde gösterilmeli; taşınmazın gerçek eğimi klizimetre aletiyle ölçülerek memleket haritalarındaki münhanilerden (yükseklik eğrilerinden) de faydalanılmak suretiyle belirlenmeli; hava fotoğraflarının stereoskop vasıtasıyla üç boyutlu incelemesi yapılarak, temyize konu taşınmazın niteliği ve kullanım durumu ile tasarruf sınırlarının belirgin olarak görünüp görünmediği belirlenmeli, en eski tarihli hava fotoğraflarında taşınmaz bölümlerinde yoğun ağaç bulunduğu görülmekle bu ağaçların niteliğinin ne olduğu, meyve ağacı mı, orman ağacı mı yoksa çalılık mı olduğu hususlarının belirlenmesi, ağaç olan bu kısımlarda nasıl tarımsal faaliyet yürütüldüğünün belirlenmesi, taşınmazın üzerindeki bitki örtüsünün cinsi, yaşı, dağılımı, kapalılık oranı ile taşınmazın imar-ihyaya konu olup olmadığını, olmuş ise imar-ihyaya en erken ne zaman başlanıldığını ve imar-ihyanın hangi tarihte tamamlandığını, taşınmazın ekonomik amacına uygun olarak tarım arazisi niteliğiyle zilyetliğine ne zaman başlanıldığını belirten müşterek imzalı, tereddüte mahal bırakmayacak şekilde, yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan krokili bilimsel verileri bulunan yeterli ve dosyadaki belgeler ile karşılaştırıldığında denetime elverişli rapor alınmalı, ayrıca keşifte dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıklardan, taşınmazların öncesinin ne olduğu, kim veya kimler tarafından, hangi tarihten beri ve ne şekilde kullanıldığı, imar-ihya gerektiren yerlerden olup olmadığı, böyle yerlerden ise imar-ihyaya konu edilip edilmediği ve edilmiş ise imar-ihyasının hangi tarihte tamamlandığı hususları etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı, dosya arasında bulunan komşu parsellerin tutanak ve dayanakları uygulanmalı; dava konusu taşınmazları sınır olarak nasıl nitelendirdikleri araştırılmalı; yerel bilirkişiler ve tanıkların sözleri arasında doğabilecek çelişkiler gerektiğinde yüzleştirme yapılarak giderilmeye çalışılmalı; ziraat bilirkişisinden taşınmazın evveliyatını, toprak yapısını, niteliğini ve zilyetlikle mülk edinilebilecek yerlerden olup olmadığını, komşu taşınmazlarla karşılaştırmalı şekilde açıklayan, bilimsel esaslara ve somut verilere dayalı, ayrıntılı ve gerekçeli; fen bilirkişisinden ise, keşfi takibe ve denetlemeye olanak verir kroki ve rapor alınmalı, tanık ve yerel bilirkişi ifadeleri bilimsel esaslara ve maddi bulgulara dayanılarak hazırlanan söz konusu bilirkişi raporlarıyla denetlenmeli, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14 üncü maddesi uyarınca, adına tescil kararı verilecek kişi ya da kişiler ile diğer mirasçılar ve onların miras bırakanları adına aynı çalışma alanı içerisinde kayıtsız ve belgesizden başkaca taşınmaz mal tespit ya da tescil edilip edilmediği ilgili Tapu Müdürlüğü ve Kadastro Müdürlüğü ile Hukuk Mahkemeleri Yazı İşleri Müdürlüğünden sorulup, aynı Kanunun 03.07.2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile değiştirilen 14/2 inci maddesi hükmü gözetilerek sulu ve susuz olarak kazanılmış toprak miktarı belirlenip, Kanunun getirdiği sınırlamanın aşılıp aşılmadığı saptanarak, toplanacak tüm kanıtlar birlikte değerlendirilip, ulaşılacak sonuca göre bir hüküm kurulmalıdır.
İlk Derece Mahkemesince, belirtilen hususlar gözetilmeksizin, eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak karar verilmesi usul ve kanuna uygun bulunmadığından, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
S O N U Ç : Yukarıda açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının, 6100 sayılı Kanun'un Geçici 3 üncü maddesi yollaması ile 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesi uyarınca BOZULMASINA,
1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
27.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.