Yargıtay 10. Hukuk Dairesi E.2025/3906 K.2025/12718

🏛️ 10. Hukuk Dairesi 📁 E. 2025/3906 📋 K. 2025/12718 📅 30.09.2025

10. Hukuk Dairesi         2025/3906 E.  ,  2025/12718 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 38. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/123 E., 2024/367 K..
İLK DERECE MAHKEMESİ : Eskişehir 2. İş Mahkemesi
SAYISI : 2018/323 E., 2024/428 K.
Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı .... tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı .... vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı .... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;müvekkilinin davalı işveren işyeri bünyesinde özel güvenlik görevlisi olarak çalıştığını, 23.06.2015 tarihinde meydana gelen iş kazasında çatıdan düşerek omurgasında kırık oluştuğunu ve yaralandığını ve malul kaldığını, iş kazasının, davalılar tarafından iş sağlığı ve güvenliği yönünden yeterli önlemlerin alınmaması neticesinde kusurundan dolayı meydana geldiğini, maluliyet nedeniyle müvekkilinin maddi kayba uğradığını, fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000,00 TL maddi ve 100.000,00 TL manevi tazminatı davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı .... vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı ile aralarında iş akdinin bulunmadığını ve işçileri olmadığını, diğer davalı şirketin işçisi olduğunu, iş kazasının davacının kusuru neticesinde meydana geldiğini, işyerinde gerekli iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin alındığını, iş kazasından müvekkilinin hiçbir kusurunun bulunmadığını beyanla haksız davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... Güvenlik A.Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı şirketle aralarında hizmet alım sözleşmesinin bulunmadığını, işçi temin ilişkisinin bulunduğunu, iş kazasının da diğer davalının davacıya vermiş olduğu talimat neticesi meydana geldiğini, iş kazasının davacının kusuru neticesinde meydana geldiğini, işyerinde gerekli iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin alındığını, iş kazasından müvekkilinin hiçbir kusurunun bulunmadığını beyanla haksız davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; "..1-Davanın kısmen kabulü ile
743.945,17 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 23.06.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine,
40.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 23.06.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine,
Fazlaya ilişkin manevi tazminat talebinin reddine,.." karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı .... vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında; "..1-Davalı ....'nin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353-(1) b) 1 maddesi gereğince esastan reddine,..." karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı .... vekili temyiz dilekçesinde özetle; Mahkemece kusur tespitinin hatalı yapıldığını, müvekkili şirketin hiçbir kusur ve sorumluluğu olmadığını, kazanın davacının okul idaresinin talimatını yerine getirdiği esnada yaşandığını, diğer davalı ile aralarında imzalanan sözleşmede aralarındaki ilişkinin işçi temininden ibaret olduğunu, sözleşme gereğince, müvekkilinin davacının kendi kusurundan ve/veya 3. kişi ya da işveren çalışanlarının kusurundan sorumlu olmadığını, ayrıca yine sözleşme gereğince davacının koruma ve güvenlik hizmetleri dışında başka bir işte çalıştırılamayacağının net bir biçimde ortaya konulduğunu, diğer davalı ve davacının kusuru ile müvekkili şirket yönünden illiyet bağının kesildiğini, davacının fiziki muayenesi yapılmadan maluliyetinin tespit edilmesinin doğru olmadığını, maddi tazminat hesabında TRH tablosu kullanılarak prograsif rant yöntemine göre hesaplama yapılmasının hatalı olduğunu, tazminatın 1,8 teknik faiz yöntemi ele alınarak hesaplanması gerektiğini, ayrıca hükmedilen manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu beyan ederek temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dava iş kazası nedeniyle açılan maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir.
İnsan yaşamının kutsallığı çevresinde işverenin, işyerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesinin açık buyruğu iken, 4857 sayılı Kanun'un 77. ve devamı bir kısım maddeleri 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 37. maddesiyle, 01.01.2013 tarihinde yürürlüğe girmek üzere yürürlükten kaldırılmış olup, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir.
Buna göre, 6331 sayılı Kanun’un "İşverenin Genel Yükümlülüğü" kenar başlıklı 4. maddesinde:
"İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup bu çerçevede;
a)Mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar.
b)İş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar.
c)Risk değerlendirmesi yapar ve yaptırır.
ç)Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğunu gözönüne alır.
d)Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışında ki çalışanların hayati ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır." hükmü düzenlenmiştir.
Aynı Kanun’un 5. maddesinde de risklerden korunma ilkeleri düzenlenmiştir. Buna göre maddede, "İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde aşağıdaki ilkeler göz önünde bulundurulur:
a)Risklerden kaçınmak,
b)Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek,
c)Risklerle kaynağında mücadele etmek,
ç)İşin kişilere uygun hale getirilmesi için iş yerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı, çalışma şekli ve üretim metotlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek,
d)Teknik gelişmelere uyum sağlamak,
e)Tehlikeli olanı, tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek,
f)Teknoloji, iş organizasyonu çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek,
g)Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine öncelik vermek,
ğ)Çalışanlara uygun talimatlar vermek." hükmü yer almaktadır.
Görüldüğü üzere, işverenin çalışanlarla ilgili sağlık ve güvenliği sağlama yükümünün genel çerçevesi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesinde çizilmiştir. Bu çerçevede işverenin, “çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü” olduğu belirtildikten sonra, yapacağı ve uymakla yükümlü bulunacağı birtakım esaslara yer verilmiştir. Bunun gibi 5. maddede, işverenin anılan yükümlülükle gerçekleştireceği korunma sırasında uyacağı ilkeler belirlenmiştir. 10. maddede ise, işyerinde sağlık ve güvenlik sağlanırken, işverenin yapacağı risk değerlendirmesi çalışmasında dikkate almakla yükümlü bulunduğu hususlar belirlenmiştir (Hukuk Genel Kurulu’nun 09.10.20 13... /21-1 02... /1456 sayılı kararı).
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. ve 5. maddeleri ile bunu uygun olarak çıkarılan iş güvenliği yönetmelikleri hükümleri, işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan teknik iş güvenliği kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak, işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır.
Objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştürmez. Çünkü, bu halde dahi işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Kusurun objektifleştirilmesi kriterinin yanısıra, Türk Borçlar Kanunu’nun 417/2. maddesinin, Anayasa hükümleri ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesi kapsamında yorumlanması da işverenin sorumluluğunu oldukça genişletecektir.
Yukarıda belirtilen açıklamalar doğrultusunda; işvereni zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluk halinden kurtaracak olan durum iş sağlığı ve güvenliği alanındaki ihmalleri ile oluşan zarar arasındaki uygun nedensellik bağının kesildiğini ispat etmekten ibarettir. Hukuk Genel Kurulu’nun 20.03.20 13... /21-1121 E. 2013/386 sayılı kararında da belirtildiği üzere uygun nedensellik bağı üç durumda kesilebilir. Bunlar mücbir sebep, zarar görenin kusuru ve üçüncü kişinin kusurudur. Bu hallerden birinin varlığı halinde işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir.
İş kazası hukuki sebebine dayalı tazminat davalarında olayın gerçekleşme şeklinin tarafların gösterdiği deliller dikkate alınarak her türlü şüpheden uzak bir şekilde ortaya konulması ve giderek kusur oranlarının bu olaya uygun şekilde belirlenmesi gerektiği açıktır.
Somut olayda dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre; davaya konu iş kazasının davalı .... (.... Koleji) unvanlı işyerinde, güvenlik hizmetlerini yürüten diğer davalı .... işçisi olan davacının 23.06.2015 tarihinde, çatıdan akan su sızıntısına müdahale amacıyla konferans salonunun çatı arasında bulunduğu sırada, alçıpan tavan kaplamasının kırılmasıyla üç metreden aşağıya düşerek yaralanması ve %10,3 oranında sürekli iş göremezliğinin oluşması şeklinde gerçekleştiği, Mahkemece hükme esas alınan kusur oranları oluşa uygun değildir. Davacı kazalı güvenlik görevlisi olup davalı ....'de görev yapmaktadır. Davacının görevleri arasında çatıdaki su akıntılarının engellenmesine ilişkin bir husus olmadığından görevi olmayan işe kalkışması büyük bir ihmali gösterdiğinden kazalıya verilen kusur oranı azdır. Yine güvenlik görevlisine görevi dışında talimatla görevlendirmesi karşısında davalı .... (... Koleji) kusuru bu görevlendirmeden haberi ve onayı olduğu ispat edilemeyen sigortalının işvereni ... Yatırım A.Ş.'den daha fazla olması gözetilmemesi de hatalı olmuştur.
Ayrıca davacının sürekli iş göremezlik oranı itiraz üzerine %10,3 belirlenmiş olup buna göre hesap raporu hükme alınmış ise de iş bu oran üzerinden SGK tarafından gelir bağlanmamış olsa da bu oran üzerinden mahkemece resen hesaplanıp rücu edilebilir kısmı üzerinden mahsubunun yapılmaması da isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.
O halde Mahkemece yapılacak iş, yukarıda yapılan açıklamalar gereğince oluşa uygun rapor düzenlemek üzere somut verilere dayalı kusur raporunun düzenlenmesi için dosyanın A sınıf İş güvenliği uzmanlarının bulunduğu heyete tevdi ederek, olayın gerçekleşmesinde tarafların kusur oranlarını belirlemek suretiyle dosyadaki tüm verileri değerlendirmek ve oluşacak sonuca göre kusur oranlarının kesinleştirilmesinden sonra ise SGK'ya müzekkere yazılarak davacının sürekli iş göremezlik oranı olan %10,3 üzerinden gelir bağlanıp bağlanmadığı, bağlanmadı ise mahkemece resen bu oran üzerinden ilk peşin sermaye değerinin hesabı yapılmak suretiyle sonucuna göre yeniden hesap raporunun alınmasının gerekmesi halinde davacının maddi zararını tespit ettirmek , davacı vekilinin ve davalı ....'nin maddi zararın hesaplanması hususunda temyiz istemi bulunmadığı gözetilerek hükme esas alınan07.02.2024 tarihli bilirkişi hesap raporundaki bilinen (iskontosuz), bilinmeyen (iskontolu) dönem başlangıç ve bitiş tarihleri değiştirilmeden hesaplama yapılması gerektiğini göz önünde bulundurmak ayrıca davacı vekili ve davalı .... vekillerinn temyiz istemi bulunmadığı gözetilerek bu yönden taraflar lehine oluşan usuli kazanılmış hakları da gözeterek oluşacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı .... vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve bu aşamada bozma sebebine göre temyiz itirazlarının sair yönleri incelenmeksizin İlk Derece mahkemesi kararı bozulmalıdır .
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Davalı .... vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz eden ilgiliye iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 30.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.