Yargıtay 10. Hukuk Dairesi E.2024/6061 K.2025/9452
10. Hukuk Dairesi 2024/6061 E. , 2025/9452 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/492 E., 2022/878 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Düzce 3. İş Mahkemesi
SAYISI : 2021/4 E., 2021/181 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı ve davalı vekilleri tarafından temyiz edildiği; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, davacının 08.01.2011-10.06.2014 tarihleri arasında davalı şirket nezdinde kesintisiz sigortalı çalışmasının bulunduğunu, davacının davalı şirketin sevkiyat bölümünde çalıştığı işin ağır kolileri bel hizasında tutarak ürünleri yerleştirme işi ile iştigal ettiğini, aynı işi gün içinde defalarca kez yapmasından kaynaklı sağ kolunda rahatsızlık oluştuğunu, bu nedenle hastaneye gittiğini ve hasarın kalıcı olduğunu öğrendiğini, rapor için davacının SGK’ya başvurduğunu, 24.04.2014 tarih 198 sayılı kararda davacıda meslek hastalığı tespit edildiğini, ayrıca 06.03.2014 tarih ve 542 nolu sağlık kurulu raporunda ağır işlerde çalışması uygun değildir şeklinde rapor verildiğini, yine SGK tarafından davacıya %16,2 oranında meslekte kazanma oranı kaybı yaşadığının tespit edildiğini, SGK‘nın verdiği orana davalı işveren tarafından itiraz edildiğini fakat itirazın reddedildiği ve oranın kesinleştiğini belirterek, maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı ...'in davalı iş yerinde 08.01.2011 tarihinde çalışmaya başladığını ve 23.06.2014 tarihinde iş akdinin sonlandırıldığını, davacı hakkında .... Üniversite Araştırma ve Uygulama Hastanesi Sağlık Kurulu tarafından düzenlenen 06.03.2014 tarihli Raporda "ortopedik" rahatsızlığı nedeni ile "dirseğini kullanmasını gerektirecek ağır işlerde çalışmasının uygun olmadığının bildirildiğini, Sağlık Kurulu Raporu hakkında iş yeri hekimi tarafından da 14.03.2014 tarihinde yazılı görüş bildirilerek dirseğini kullanmasını gerektirmeyecek bir işte çalışması tavsiye edildiğini, davacının Mayıs 2014 ayı boyunca raporlu olduğundan işe gelmediğini, ancak bu sırada bir dilekçe ile işletmeden ayrılmak istediğini bildirdiğini, davacının bu yöndeki 14.05.2014 tarihli dilekçesi üzerine davalı firmanın ilgili birimleri tarafından konu değerlendirilerek kendisine bir "ikale sözleşmesi" önerildiğini, ancak davacı ...'in ikale sözleşmesini imzalamadığını, raporlu olduğu sürenin bitiminden sonra da işe gelmediğini ve 10.06.2014 tarihi ihtarname ile iş akdinin sonlandırdığının bildirildiğini, davacı raporlu olduğu dönemde Sosyal Sigortalar Kurumuna başvuruda bulunduğunu; Kurum Sağlık Kurulunun 24.04.2014 tarihli kararı ile meslek hastalığına yakalandığını, meslekte kazanma gücü kayıp oranının %16,2 olduğuna karar verildiğini, bununla birlikte davalı tarafından meslek hastalığı kararına ve iş yerinden kaynaklanan nedenlere bağlı olmayacağı iddiası ile 05.06.2014 tarihinde itiraz edildiğini, itiraz üzerine Düzce SGK İl Müdürlüğü tarafından inceleme başlatıldığını, bu incelemenin halen devam ettiğini, bu nedenle davacının meslek hastalığına dair iddiasının SGK düzeyinde netlik kazanmadığını, davanın haksız ve dayanaksız olduğunu, davayı kabul etmediklerini, davacının meslek hastalığına yönelik beyan ve iddialarının kabulü mümkün olmadığını, davacının, meslek hastalığına iş yerinde yapmakta olduğu işin neden olduğu iddiası kabul edilemeyeceğini, davacının davalı iş yerinde sadece üç yıl çalıştığını, işi onbeş-yirmi yıldır yapmakta olan çalışanlar arasında benzer nitelikte bir hastalık yokken, davacının kısa süre ile çalışmakta olduğu iş yerinde meslek hastalığına tutulmuş olduğu iddiasının dayanaksız olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile
"Davanın kısmen kabulü ile
1-)257.514,24 TL maddi tazminatın 24.04.2014 tarihinden itibaren hesaplanacak ve işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya dair istemin reddine,
2-)10.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren hesaplanacak ve işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine" şeklinde
karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı hakkında düzenlenen .. Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 06.03.2014 tarihli Sağlık Kurulu Raporunda ‘ağrılı sağ dirsek medial + lateral epikondilde hastalığı nedeniyle hastanın dirseğini kullanmasını gerektirecek ağır işlerde çalışmasının uygun olmadığının’ tespit edildiğinin görüldüğü, davacı hakkında düzenlenen İstanbul Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü Sağlık Kurulunun 24.04.2014 tarihli Sağlık Kurulu Raporunda "sağ medial + lateral epikondilit meslek hastalığı olduğunun ve meslekte kazanma gücü kaybı oranının %16.2 olduğunun" tespit edildiğinin görüldüğü, Mahkemece kusur heyetinden alınan 30.06.2020 tarihli raporda özetle; davacının rahatsızlığının meslek hastalığı olduğu, davalı işverenin olayda %100 kusurlu olduğunun sonuç ve kanaatine varıldığının tespit ve rapor edildiği, Mahkemece aldırılan 16.01.2021 tarihli rapor ve aynı bilirkişilerden alınan ek raporda özetle; Kurum müfettiş raporunda yapılan tespit ve değerlendirmelere aynen katıldıklarını, davacının rahatsızlığı sebebiyle davalı işverenin kusurunun bulunduğuna dair tespit ve değerlendirme yapılamadığına ilişkin görüş ve kanaat bildirdikleri, davacının yükün tartılması amacıyla yükleri kantarların üzerine indirilip kaldırılması işleminin sık aralıklarla ve sürekli olarak gerçekleştirildiği, davacının davalı şirkete ait iş yerinde yaptığı işinin mevcut rahatsızlığı ile doğrudan bağlantısı bulunduğu ve rahatsızlığının meslek hastalığı olduğu, tüm tanık beyanları nazara alındığında davacının fiilen inşaat işinde çalıştığının ispat edilemediği, davacının hastane ve tedavi kayıtlarında daha önceden böyle bir rahatsızlığının ve şikayetinin bulunmadığı, davacıda oluşan hastalığın iş yerinde kaynaklı meslek hastalığı olduğu, Mahkemenin gerekçesinde isabetli şekilde tartıştığı üzere davalı iş yerinin gerekli önlemleri almaması nedeniyle meslek hastalığının oluşumunda %75, davacı işçinin ise talimatlara uymaması nedeniyle %25 oranında kusurlu olduğuna ilişkin Mahkeme kararının yerinde olduğu, Mahkemenin maddi tazminat davasının kısmen kabulüne dair kararında bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1,b-1. maddesi gereğince davacı ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle;
a. Mahkemece talebinin %75'lik kısmı kabul edilerek karar verildiğini; verilen karar gerekçesinde de müvekkili davacının 14.01.2021 tarihinde davalı işveren tarafından düzenlenen İş Sağlığı ve Güvenliği Talimatlarının imza karşılığı tebliğ edildiği, talimatlarda; ''bobin kaldırılırken yardım alınması gerektiğinde vardiya amirine haber verilecektir. Malzeme taşınmasında ve kaldırılmasında ağır parçalar için hiç kimse kendini zorlamayacak, ağır parçaların kaldırılmasında birden fazla kişi yardımcı olacaktır.'' hususlarının belirtildiği, davacının verilen bu talimatlara uymadığı veya verilen işi yapmaktan kaçınmadığı anlaşıldığından meslek hastalığının gerçekleşmesinde %25 kusurlu olduğu kanaatine varıldığını, ancak Mahkemece varılan bu kanaat dosyadaki mevcut delil durumu ile ve Düzce 1. İş Mahkemesinin 2015/15 E.-2016/132 K. sayılı dosyasında alınmış olan kusur raporuna da aykırılık teşkil ettiğini, yargılamanın görüldüğü dava dosyasında müvekkili davacının iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin verilen talimatı yerine getirmediğine ilişkin herhangi bir bilgi ve belge mevcut olmadığını, bu halde yalnızca varsayıma dayalı olarak müvekkile kusur atfedilmesi hukuken hatalı olduğunu, tespiti olunan meslek hastalığının oluşmasında davalı işveren %100 kusurlu olduğunu, Düzce 1. İş Mahkemesinin 2015/15 E.-2016/132 K. sayılı dosyasında müvekkil davacının işçilik alacaklarına ilişkin davası görülmüş olup ilgili dosyanın 15.12.2015 tarihli bilirkişi raporunda; yapılan inceleme sonucunda müvekkilin yaptığı işin mevcut rahatsızlığıyla doğrudan bağlantısı bulunduğu kabulüyle meslek hastalığına yakalanmış olduğu kanaatine varıldığını, ilgili raporu Mahkemece kabul gördüğünü, rapor doğrultusunda davanın kabulüne karar verildiğini ve Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 2017/23399 E. - 2019/15882 K. sayılı ilamıyla verilen karar onanarak kesinleştiğini, davalı işverence yapılan tüm itirazlara karşın Yargıtay denetiminden geçerek onanan karara dayanak teşkil eden bilirkişi raporunda kusur tespiti de yapılmış; tüm kusurun davalı işverene yükletildiğini, bu halde ortada kesinleşmiş bir hüküm ve bilirkişi raporu varken; Mahkemece müvekkile kusur yükletilmesi de yargı kararlarında birlik ilkesini ihlal etmekte ve Mahkemelerin güvenilirliğini zedeleyeceğini belirterek kararın temyizen bozulmasını talep etmiştir.
2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle;
a. Davacının raporlu olduğu dönemde Sosyal Sigortalar Kurumuna başvuruda bulunduğunu, Kurum Sağlık Kurulunun 24.04.2014 tarihli kararı ile meslek hastalığına yakalandığı, meslekte kazanma gücü kayıp oranının %16,2 olduğuna karar verildiğini, bununla birlikte davalı müvekkil tarafından meslek hastalığı kararına, yanlış olduğu ve iş yerinden kaynaklanan nedenlere bağlı olamayacağı iddiası ile 05.06.2014 tarihinde itiraz edilmiş, itiraz üzerine Düzce SGK İl Müdürlüğü tarafında inceleme başlatıldığını, ancak bahse konu güç kaybı oranlarına itirazlarının Mahkemece incelenmediğini,
b.Davacının “meslek hastalığı”na yönelik beyan ve iddialarının kabulü mümkün olmadığını, davacının meslek hastalığına iş yerinde yapmakta olduğu işin neden olduğu iddiası kabul edilemeyeceğini, davacının davalı iş yerinde sadece üç yıl çalıştığını, aynı işi onbeş-yirmi yıldır yapmakta olan çalışanlar arasında benzer nitelikte bir hastalık yokken, davacının kısa süre ile çalışmakta olduğu iş yerinde meslek hastalığına tutulmuş olduğu iddiasının dayanaksız olduğunu, davacının sağlık sorununun davalı müvekkilin iş yerinde yapmakta olduğu iş değil, ancak uzun yıllardır çalışmakta olduğu ve aile işi olduğu bilinen inşaat işinden kaynaklandığı anlaşılmakta olduğunu,
c.Düzce Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü nezdinde davalı müvekkil tarafından yapılan itiraz üzerine başlatılan inceleme kapsamında davalı müvekkilin iş yerinde 09.09.2014 tarihinde yapılan keşifte davalı işletme yetkilisi tarafından “davacı ...’in yaşadığı rahatsızlığın iş yerinde yapmakta olduğu işten kaynaklanmadığı, yıllardır aynı bölümde çalışan diğer işçi arkadaşlarının benzer rahatsızlıklar geçirmemiş olduğunu, kendisinin iş yerine girmesinden önce ve iş yerinde çalışmakta iken de mesai sonraları ek iş olarak inşaatlarda baba mesleği olan inşaat ustalığı yaptığının bilindiği” belirtilmiş, Davacının inşaatta çalıştığına dair tanık isimleri bildirildiğini, davacının sağlık durumu ve bilhassa meslek hastalığına dair kesinleşmemiş iddiaları ve sağlık sorunu, esasen davalı iş yerinde yapmakta olduğu işten değil, bu işinden önce ve çalışması sırasında mesai saatleri dışında çalıştığı inşaat işinden kaynaklanmakta olduğunu,
d.Bilirkişi Heyeti tarafından düzenlenen 16.01.2021 tarihli ana rapor ile 09.04.2021 tarihli ek raporun, davada bugüne kadar ileri sürdüğükleri cevap ve savunmalarını destekler nitelikte olduğunu,
e.Davacının maluliyet oranının son olarak İstanbul SGK İl Müdürlüğünün 24.04.2014 tarih ve 00198 sayılı Sağlık Kurulu Kararı ile değerlendirilmiş olduğunu, davacının bu süreçte herhangi bir iyileşme gösterip göstermediği, bunun yanı sıra geçen dönemde inşaat işlerine devam etmiş ise bu oranda bir artış yaşanıp yaşanmadığı tespit edilmediğini, nitekim davacı müvekkil şirketten 23.06.2014 tarihinde ayrılmış olup müvekkil şirkette sadece üç yıl çalıştığını, bir diğer deyişle, davacının özel hayatındaki rahatsızlandırıcı eylemleri olmasa idi, sadece müvekkil şirketteki çalışmasından dolayı böylesi bir meslek hastalığı doğması beklenemeyeceğini,
f.Davacı ...’in “epikondilit hastalığı”nın kaynağının davalı iş yerinde yapmakta olduğu iş olduğuna dair iddialar ispatlanamadığını, aksine müvekkil şirketin üzerine düşen sorumlulukları yerine getirdiği şüpheden uzak bir şekilde bilirkişilerce ortaya konduğunu, iş kazası/meslek hastalığı gibi bir olayda kusur incelemesi nihai takdir yetkisi Mahkemeye ait olmak üzere alanında uzman mühendis ve uzman hekim bilirkişilerce gerçekleştirilmesi gerektiğini, dosyada müvekkili şirkete atfedilebilecek kusur oranlarının araştırmasının yanı sıra, davacının da bu hastalığın meydana gelmesinde veya ilerlemesinde katkı payı araştırılması gerektiğini, böylece davacının, hastalığın meydana gelmesinde tam kusurlu olduğu ortaya çıkacağını, aksi takdirde dosyada bilirkişi tarafından yapılan hesap incelemesi, sabit ve güvenilir bir kusur oranına dayanmayacağından, belirlilik ve açıklıktan yoksun bir hesaplamadan ibaret olacağını,
g.Davacının iddiasına konu meslek hastalığının davalı müvekkilinin iş yerindeki bir etkenle ilgisi bulunmadığını, davacının iş yerinde yapmakta olduğu işle meslek hastalığı iddiası arasında illiyet bağı bulunmadığını belirterek kararın temyizen bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, meslek hastalığı sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
1. Dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden; davacının davalı şirket nezdinde 08.01.2011-23.06.2014 tarihleri arasında ambar elemanı olarak çalıştığı, davacı hakkında düzenlenen .. Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 06.03.2014 tarihli Sağlık Kurulu Raporunda ‘ağrılı sağ dirsek medial + lateral epikondilde hastalığı nedeniyle hastanın dirseğini kullanmasını gerektirecek ağır işlerde çalışmasının uygun olmadığının’ tespit edildiği, İstanbul Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü Sağlık Kurulunun 24.04.2014 tarihli Sağlık Kurulu Raporunda ‘sağ medial + lateral epikondilit meslek hastalığı olduğunun ve meslekte kazanma gücü kaybı oranının %16.2 olduğunun’ tespit edildiği, SGK tarafından düzenlenen tahkikat raporunda davacının rahatsızlığının meslek hastalığı olduğunun, işverenin ve işçinin kusurlarının bulunmadıklarının belirtildiği, Mahkemece kusur heyetinden alınan 30.06.2020 tarihli bilirkişi raporunda davacının rahatsızlığının meslek hastalığı olduğu, davalı işverenin olayda %100 kusurlu olduğu sonuç ve kanaatine varıldığının belirtildiği, itiraz üzerine aldırılan 16.01.2021 tarihli kusur bilirkişi raporunda ise; Kurum müfettiş raporunda yapılan tespit ve değerlendirmelere aynen katıldıklarını, davacının rahatsızlığı sebebiyle davalı işverenin kusurunun bulunduğuna dair tespit ve değerlendirme yapılamadığını bildirdikleri, akabinde Mahkemece işçilik alacağı davasında yapılan keşif de dikkate alınarak kusur oranının re’sen tayini ile davalı işverenin %75 oranında, davacı işçinin %25 oranında kusurlu olduğu kanaatiyle karar verdiği anlaşılmaktadır.
2.5510 sayılı Kanun'un 18. maddesinde Kurumca yetkilendirilen hekim veya sağlık kurullarından istirahat raporu alınmış olması şartıyla; iş kazası nedeniyle iş göremezliğe uğrayan sigortalıya her gün için geçici iş göremezlik ödeneği verileceği, 19 uncu maddesinde iş kazası sonucu oluşan hastalık ve özürler nedeniyle Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularının sağlık Kurulları tarafından verilen raporlara istinaden Kurum Sağlık Kurulunca meslekte kazanma gücü en az %10 oranında azalmış bulunduğu tespit edilen sigortalıya sürekli iş göremezlik geliri bağlanacağı; iş kazası ve meslek hastalığı sonucu sürekli iş göremezlik hallerinde meslekte kazanma gücündeki kayıp oranının belirlenmesine ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usul ve esasların Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği bildirilmiştir.
3.5510 sayılı Kanun'un 95. maddesine göre "Bu Kanun gereğince, yurt dışında tedavi için yapılacak sevklere, çalışma gücü kaybı, geçici iş göremezlik ödeneklerinin verilmesine ilişkin raporlar ile iş kazası ve meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücü veya çalışma gücü kaybına esas teşkil edecek sağlık kurulu raporlarının usûl ve esaslarını, bu raporları vermeye yetkili sağlık hizmeti sunucularının sahip olması gereken kriterleri belirlemeye, usulüne uygun olmayan sağlık kurulu raporu ve dayanağı tıbbî belgeleri düzenleyen sağlık hizmet sunucusuna iade edecek belirlenen bilgileri içerecek şekilde yeniden düzenlenmesini istemeye Kurum yetkilidir. Usulüne uygun sağlık kurulu raporu ve dayanağı tıbbî belgeler ile gerekli diğer belgelerin incelenmesiyle; yurt dışında tedavi için yapılacak sevklere, vazife malullük derecesini, iş kazası veya meslek hastalığı sonucu tespit edilen meslekte kazanma gücünün kaybına veya meslekte kazanma gücünün kaybı derecelerine ilişkin usûlüne uygun düzenlenmiş sağlık kurulu raporları ve diğer belgelere istinaden Kurumca verilen karara ilgililerin itirazı halinde, durum Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunca karara bağlanır.
4.Kural olarak Yüksek Sağlık Kurulunca verilen karar Sosyal Güvenlik Kurumunu bağlayıcı nitelikte ise de diğer ilgililer yönünden bir bağlayıcılığı olmadığından Yüksek Sağlık Kurulu Kararına itiraz edilmesi halinde inceleme Adli Tıp Kurumu aracılığıyla yaptırılmalıdır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 28.06.1976 günlü, 1976/6-4 sayılı Kararı da bu yöndedir.
5.Adli Tıp 3. İhtisas Kurulundan alınacak rapor ile Yüksek Sağlık Kurulu Kararı arasında sürekli iş göremezlik oranına yönelik görüş ayrılığı bulunduğu takdirde çelişkinin giderilmesi için dosyanın Adli Tıp 2. Üst Kuruluna gönderilerek çıkacak sonuca göre karar verilmesi gerekir.
6.Somut olayda, davacı hakkında düzenlenen İstanbul Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü Sağlık Kurulu'nun 24.04.2014 tarihli Sağlık Kurulu Raporunda "sağ medial + lateral epikondilit meslek hastalığı olduğunun ve meslekte kazanma gücü kaybı oranının %16.2 olduğunun" tespit edildiği, davalı tarafça istinaf ve temyiz itirazlarında tekrar edildiği şekilde anılan rapora itiraz edildiği halde davalı tarafın itirazının karşılanması için yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda rapor alınmadığının anlaşılması karşısında; Mahkemece eksik inceleme ve araştırma ile sonuca gidilmesi isabetsiz olmuştur.
7.Öte yandan, 5510 sayılı Kanun 14. maddeye göre, “meslek hastalığı, sigortalının çalıştığı veya yaptığı işin niteliğinden dolayı tekrarlanan bir sebeple veya işin yürütüm şartları yüzünden uğradığı geçici veya sürekli hastalık, bedensel veya ruhsal engellilik halleridir.” 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun “Tanımlar” başlıkla 3/1-1 bendinde “Meslek hastalığı: Mesleki risklere maruziyet sonucu ortaya çıkan hastalık” olarak tanımlanmıştır.
8.Sigortalının mesleğini icrası sırasında sürekli tekrarladığı faaliyetlerden dolayı ya da icra edilen işin niteliği veya işin şartları nedeniyle mesleği ile bağlantılı olarak meydana gelen hastalıklar da sosyal güvenlik sistemi içerisinde bir sosyal risk olarak kabul edilmekte ve bu hastalıklar meslek hastalığı olarak nitelendirilmektedir.
9.İş kazası ani bir olay olmasına karşın meslek hastalığı, belirli bir zaman dilimi içerisinde tekrarlanan bir sebeple oluşmaktadır. Meslek hastalığı, işin nitelik ve yürütüm şartlarından dolayı ya da iş yerinin durumu dolayısıyla yavaş yavaş ortaya çıkan bir sağlık sorunudur.
10.Davanın yasal dayanağı olan işverenin iş kazası ve meslek hastalığında sorumluluğunu düzenleyen, 5510 sayılı Kanun 21/1. fıkrası, “İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirilir. İşverenin sorumluluğunun tespitinde kaçınılmazlık ilkesi dikkate alınır.”
11.21/1. madde hükmüyle işverenin iş kazaları ve meslek hastalıkları nedeniyle Kurum karşısındaki sorumluluğu, kusur sorumluluğu olarak düzenlenmiştir. Hakkaniyet veya tehlike sorumluluğu benimsenmemiştir. Eğer işverenin kusuru varsa sorumlu tutulabilecektir. İşverenin sorumlu tutulabilmesi için maddeye göre, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi olmalıdır. Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği 45. maddesinde de açıklandığı gibi
(1) İş kazası veya meslek hastalığı, işverenin kastı sonucunda meydana gelmişse işveren Kuruma karşı sorumlu hâle gelir. Kasıt; iş kazası veya meslek hastalığına, işverenin bilerek ve isteyerek, hukuka aykırı eylemiyle neden olması hâlidir. İşverenin eylemi hukuka aykırı olmamakla birlikte, yaptığı hareketin hukuka aykırı sonuç doğurabileceğini bilmesi, ihmali veya ağır ihmali sorumluluğunu kaldırmaz.
(2) İş kazası veya meslek hastalığı işverenin, sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareketi sonucunda oluşmuşsa işvereni Kuruma karşı sorumlu hâle getirir. Mevzuat; yasal olarak yürürlüğe konulmuş ve yürürlüğünü muhafaza eden, sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği alanında, yasa koyucu ile yasa koyucunun yürütme veya idareye verdiği yetki sonucu, bu organlarca kabul edilen genel, objektif kural veya hükümlerin tümüdür.
12.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun “İşçinin kişiliğinin korunması” başlığı altında 417/2. maddesinde, “İşveren, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli hertürlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür.” (Benzer, 818 sayılı Kanun m. 332)
13.Bu fıkra ile işverenin, işçinin yaşam, sağlık ve bedensel bütünlüğünü korumak için gerekli önlemleri alma yükümlülüğü öngörülmektedir. İşverenin özellikle iş kazalarına karşı gerekli önlemleri alma yükümlülüğü söz konusudur. Buna göre işveren, hizmet ilişkisinin ve yapılan işin niteliği göz önünde tutulduğunda, hakkaniyet gereği kendisinden beklenen, deneyimlerin zorunlu kıldığı, teknik açıdan uygulanabilir ve iş yerinin özelliklerine uygun olan önlemleri almakla yükümlüdür. Eğer işveren bu konuda gerekli önlemleri almazsa, meydana gelen iş kazası ve meslek hastalığı ile ilgili olarak sorumlu tutulacak ve Kurum bu konuda yapmış olduğu harcamaları işverenden talep edebilecektir. İşverenin sorumlu tutulabilmesi için iş kazası veya meslek hastalığı, işverenin iş güvenliği önlemlerini alma ve özen gösterme yükümlülüğüne aykırı davranışı veya ihmal göstermesi sonucu meydana gelmiş olmalıdır. Diğer bir deyişle, oluşan kazadan sorumlu olabilmesi için işverenin kusurunun kanıtlanması gerekmektedir.
14.İşverenin sorumluluğunun belirlenmesinde kusur oran ve aidiyetine ilişkin iş sağılığı ve güvenliği uzmanlarından rapor alınması gerekmektedir 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nda 4. maddede işverenin genel yükümlülükleri, 5. maddede risklerden korunma ilkeleri sayılmıştır.
15.Bir olayın kanuni anlamda meslek hastalığı sayılabilmesi için tek başına hastalığın ya da bedensel veya ruhsal engellik halinin varlığı yeterli değildir. Meydana gelen hastalığın görülen işle uygun illiyet bağı içinde bulunması gerekir. İlliyet bağı sorumluluğun temel öğesidir. Eğer işçinin çalıştığı işte çalışmaması hâlinde hastalığa yakalanmayacağı söylenebiliyorsa bu durumda meslek hastalığı ile yürütülen iş arasında uygun illiyet bağının bulunduğu kabul edilmelidir (M. Çenberci, Sosyal Sigortalar Kanunu Şerhi, Ankara 1985, s. 125). Başka bir söyleyişle sigortalı hastalığa, gördüğü işin özellik ve niteliği veya işin yürütüm şartları dolayısıyla tutulmuş ise uygun illiyet bağı mevcuttur.
16.Sorumluluğun belirlenmesinde fiille sonuç arasında bulunması gereken uygun illiyet bağı kurulamaz ya da kesilir ise borçlu sonuçtan sorumlu tutulamaz. İlliyet bağını kesen sebepler başlıca üç tanedir: Mücbir sebep, zarar görenin kusuru ve üçüncü kişinin kusuru. Kaçınılmazlık da uygun illiyet bağını kesen sebeplerden en önemli olup mücbir sebebin bir unsurudur. 510 sayılı Kanun 21/1 inci maddesinde işverenin sorumluluğunun tespitinde kaçınılmazlık ilkesi dikkate alınır hükmü vardır. Meslek hastalığının meydana gelmesinde işverenin sorumluluğu kapsamında, dış etkenler, kötü rastlantılar, teknik arıza, beklenmeyen hal sorumluluğa etkilidir.
17. Öte yandan taraflar arasında farklı dönemlerde ayrı iş yerlerinde çalışan davacı sigortalıda ortaya çıkan meslek hastalığı nedeni ile davalı işveren ile dava harici işverenlerin sorumluluklarının kusurları oranında mı; yoksa müşterek ve müteselsilen mi olduğu noktasında da uyuşmazlık bulunduğu anlaşılmaktadır.
18.Bu konuda, öncelikle maluliyet tespit tarihi itibariyle yürürlükte olan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK)’nun teselsülü düzenleyen hükümlerinin incelenmesinde yarar bulunmaktadır:
Bilindiği üzere, müteselsil borçluluk, alacaklının, borcun tamamının ifasını birden çok borçludan ve dilediğinden isteyebildiği, borcun tamamı ifa edilinceye kadar borçluların hepsinin sorumlu olduğu bir borç ilişkisidir.
19.Müteselsil borçluluğun kaynağı TBK’nın 162. maddesinde belirtilmiştir. Maddeye göre “Birden çok borçludan her biri, alacaklıya karşı borcun tamamından sorumlu olmayı kabul ettiğini bildirirse, müteselsil borçluluk doğar. Böyle bir bildirim yoksa, müteselsil borçluluk ancak kanunda öngörülen hâllerde doğar.” Madde hükmünden anlaşıldığı gibi, müteselsil borçluluk, ya bir hukuki işlemden ya da kanundan doğmaktadır. Maddenin 2. fıkrasında yer verilen kanuni teselsül, müteselsil borçluluğun doğrudan doğruya bir kanun hükmüne dayandığı, bizzat kanun koyucunun öngördüğü borçluluk halidir.
20.Haksız fiil halinde müteselsil sorumluluk hali ise aynı Kanun’un 61. maddesinde aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir: “Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır.” Aynı Kanun’un 62. maddesinde de “Tazminatın aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve koşullar, özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğu göz önünde tutulur. Tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişi, bu fazla ödemesi için, diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahip ve zarar görenin haklarına halef olur.” şeklinde düzenleme getirilmiştir.
21.Bu durumda; birden çok kişi, gerek haksız eylem, gerek sözleşme ve gerekse kanun kuralı gibi sebeplerden ve aynı zarar için zarara uğrayana karşı sorumlu iseler, bunlar arasında, bir zarara ortaklaşa sebep olanlar hakkındaki dönmeye (rücu) ilişkin kurallar uygulanır.
22.Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, SGK hizmet döküm cetveline göre sigortalının davalı şirkete ait iş yerindeki çalışması haricinde başka iş yerleri nezdinde de çalışması olduğu gözetilerek, davaya konu (Lateral Epikondilit) meslek hastalığı üzerinde dava harici bu iş yerlerindeki çalışmalarının etkisi olup olmadığı belirlenmelidir.
23.Diğer taraftan, Yargıtay HGK istikrarlı içtihatlarına göre; hâkim kendisini bilirkişi veya bilirkişi kurulu yerine koyamaz. Özel veya teknik bilgiyi gerektiren konularda şahsi bilgisi ile kusur belirleyemez. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2.4.1986 gün ve 1984/4-847 E, 1986/338 K; 8.11.1995 gün ve 1995/19-601 E, 938 K; 2.4.2003 gün ve 2003/4-185 E, 263 K; 7.3.2007 gün ve 2007/11-94 E, 113 K; 19.3.2008 gün ve 2008/11-262 E, 260 K; 14.5.2008 gün ve 2008/11-392 E, 377 sayılı kararları da doğrulamaktadır). Hâkim özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde şahsi bilgisi ile kusur belirlemesi yapamayacağına göre, yeniden bilirkişi incelemesi yaptırması gerekecektir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 8.12.2004 gün ve 2004/4-642 E, 648 K; 2.3.2005 gün ve 2005/11-81 E, 118 K; 30.1.2008 gün ve 2008/11-42 E, 45 K; 5.11.2008 gün ve 2008/4- 655 E, 664 sayılı kararlarında vurgulanmıştır).
24. Bilirkişiye çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hallerde başvurulur. Buradaki “özel bilgiden” kasıt, hukuk bilimi dışındaki belli bir bilim dalının araştırıp ortaya koyduğu sonuçlara ilişkin bilgidir. Hâkimin özel veya teknik bilgiye sahip bilirkişiye başvurmasını gerektiren haller şu şekilde sıralanabilir:
1. Özel mesleki bilgilere dayanarak vakıaların tespiti,
2. Özel mesleki bilgiye dayanarak mevcut uyuşmazlık hakkında sonuçlara varılması,
3. Mesleki bilgiye dayanılarak tecrübe kurallarının sağlanması.
Şu halde bilirkişiye başvurulması, vakıaların tespiti, vakıalardan mevcut uyuşmazlığa ilişkin sonuçlar çıkarılması ve tecrübe kurallarının ortaya konulması hususlarını kapsamaktadır. Diğer deyişle, bilirkişinin üstlenmiş olduğu işlev uyuşmazlığın hukuki değil maddi boyutuna yani vakıalara yöneliktir. Vakıaların tespiti ve bu vakıalara göre tarafların kusurlarının belirlenmesinin özel mesleki bilgiye dayandığın da gözden kaçırılmaması gerekir.
25. Hâkim, bilirkişi raporunda yazılı olan özel veya teknik açıklamalardan, bilirkişi raporunda varılan sonucun yanlış olduğunu takdir edebilecek derecede bilgi sahibi olduğu kanısına varabiliyorsa yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırmadan, bilirkişi raporunun aksine de karar verebilir. Hâkimin bilirkişi raporlarını keyfi biçimde değerlendirebilme ve ondan ayrılma yetkisine sahip olduğu anlamına gelmez. Bilirkişi raporunun aksine karar veren hâkim, mutlaka bunun gerekçesini de göstermek zorundadır.
“Özel” veya “teknik bilginin” uzmanı bilirkişi ise diyalektik bir süreç olan “yargılamanın” uzmanı, yani bilirkişisi de hâkimdir. Dolayısıyla, BK m. 41 vd.’da düzenlenmiş bulunan haksız fiilin unsurlarından biri olan kusurun derecesini yargılamaya ilişkin tüm verileri (dava malzemesini) dikkate alarak en iyi belirleyecek olan davaya bakan hâkimden başkası olamaz. Kaldı ki, kusur, salt bir takım cismani delillerin incelenmesiyle tespit edilemez. Zira kusur, manevi unsur olması hasebiyle insan psikolojinin esas alınmasını gerektirir.
26.Kusur, hukuki bir kavram olduğundan bunun hâkim tarafından belirlenmesi gerekir. Bu konuda hâkimin bilirkişiden yardım alması mümkün ise de son sözü söyleyecek olan hâkimdir. Dava dosyası üzerinden raporunu hazırlayan bilirkişinin yargılamayı yürüten ve tüm delillerle yüz yüze gelen, onları akıl ve mantık süzgecinden geçiren hâkim kadar yargılamaya egemen olması beklenemez.
27. Her ne kadar kusur değerlendirmesi hakimin takdirinde ise de maddi olayın somutlaştırılması, olayda tarafların konumları, hukuk normlarına göre alınması gereken önlemlerin kime ait olduğunun ve olayda hangi iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin kim tarafından ihlal edildiğinin tespiti teknik ve uzmanlık gerektirdiğinden bu konuda bilirkişi raporu alınması kaçınılmazdır. Elbette bu belirlenirken, ihlal edilen iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin kurallara göre tarafların kusur oranları konusunda teknik bilirkişiden hakimin yardım alması olanaklıdır.
28.Somut olayda Mahkemece yukarıda bahsedilen kusur bilirkişi raporlarının gerek oluşa uygun şekilde düzenlenmediğinin gerekse de çeliştiğinin gözardı edildiği ve giderek Mahkemece resen tarafların kusur oranlarını belirleyerek hüküm kurması hatalı olmuştur.
29. Ayrıca maddi tazminatın hesabına esas ücret olarak, davacının 2014/1 ayının brüt ücretinin, aynı dönemin net asgari ücretine oranlandığının anlaşılması karşısında asgari ücret oranlamasının hatalı hesaplanarak eksik inceleme ile sonuca gidilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur.
30.Yukarıda yapılan açıklamalardan sonra Mahkemece özetle yapılacak iş; sürekli iş göremezlik oranına ilişkin davalı vekilinin itirazı gereği yukarıda açıklanan prosedür işletilerek davacının sürekli iş göremezlik oranını tereddüte yer bırakmayacak şekilde belirleyip kesinleştirmek, (usuli kazanılmış hak gereği dosyada davacı tarafça kabul edilen %16,2 oranından daha az miktarda bir sürekli iş göremezlik oranının tespiti halinde), sürekli iş göremezlik oranının tespitinden sonra devamla iş yerindeki çalışmasına ek olarak inşaat faaliyetleri yürüttüğü göz önüne alınarak etkisinin varlığı ile davacının davalıya ait iş yerinde çalışmaya başladığı tarih olan 08.01.2011 tarihinden önce davalı şirkete ait iş yeri haricinde çalışmalarının geçtiği iş yerleri de tespit edilip, buradan yapılan bildirim süreleri ve söz konusu iş yerlerinde yapılan işlerin niteliği gözetilerek davaya konu rahatsızlıkları üzerinde çalışmasının etkisi olup olmadığını belirlemek, bu kapsamda yapılacak inceleme için öncelikle çalışmalarının geçtiği iş yerlerinde yapılan çalışmayla ilgili olarak gerek sigortalının gerekse de bu iş yerinde çalışan diğer sigortalılar yönünden meslek hastalığı yönünden Kurum tahkikat raporlarının varlığı araştırılıp, düzenlenmiş raporların varlığı halinde dosya kapsamına dahil edildikten sonra, davalı ve dava harici işverenlerin iş yerinde gerçekleşen çalışma esnasında meslek hastalığının gerçekleşmesini önlemek için ne tür önlemler aldıkları ibraz edilecek delillerle tespit edilmeli ve (gereği halinde iş yerlerinde yapılan işin niteliğinin tespiti ile çalışmanın meslek hastalıkları üzerinde etkisinin tespiti açısından iş yerlerinde keşif icra edilmesi) iş yerlerinde hizmetlerin geçtiği döneme ilişkin gösterilecek tanıkların da dinlenerek çalışma şartları ve maruziyetler yönünden bilgi edinilmesi toplanacak bütün bu delillerle beraber ikmal edilecek dosyanın A sınıf iş güvenliği uzmanı ve meslek hastalıkları uzmanı ve iş yeri hekimi bilirkişilerden oluşturulacak 3 kişilik bilirkişi heyetine tevdi edilmesi, bilirkişi heyetinden çalışmaların geçtiği dönemdeki iş yeri koşullarına, o tarihte alınmış olan önlemlere göre her bir iş yeri yönünden, iş yerlerinin meslek hastalığı üzerindeki etkisi yönlerinden araştırma yaptırılarak, iş yeri çalışma koşulların meslek hastalıklarının gelişmesi üzerinde olumsuz etkilerin varlığı halinde, çalışmanın geçtiği tarihte yürürlükte bulunan iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı hükümleri ile işçinin çalışması nedeniyle maruziyet süreleri de gözetilerek her bir işveren nezdinde yapılan çalışma nedeniyle işverenlerin kusur oranlarını ayrı ayrı tespit ettirmek, öte yandan yukarıda açıklanan teselsül sorumluluk hükümleri ve davacının dava dilekçesindeki isteminin mahiyeti de gözetilerek her bir işverenin kendi kusurundan ayrı ayrı sorumlu olacağı hususu gözetilerek, davalı işverenin tespit edilecek kusuru oranında dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler bir bütün olarak değerlendirilip, maddi tazminatın hesabına esas ücret olarak, dönemin asgari brüt ücretinin, aynı dönemin brüt asgari ücretine oranlamak suretiyle yeniden hesap raporu almak ve davalı işverenin tazminat alacaklarından sorumluluğu hakkında bir karar vermekten ibarettir.
31.O halde davacı ve davalı vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile, bozma sebebine göre bu aşamada sair temyiz itirazları incelenmeksizin, Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Davacı ve davalı vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
3. Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden ilgililere iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
03.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.