Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E.2024/2486 K.2025/4934

🏛️ 1. Hukuk Dairesi 📁 E. 2024/2486 📋 K. 2025/4934 📅 05.11.2025

1. Hukuk Dairesi         2024/2486 E.  ,  2025/4934 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/1672 E., 2024/344 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2023/29 E., 2023/517 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle, kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili, müvekkiline ait olan Tokat ili ... ilçesi ... köyünde bulunan ve uzun yıllardır müvekkili tarafından kullanılan yaklaşık 6 84... 'lik taşınmazın 2016 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında 1 69... parselde kayıt altına alınarak davalı adına haksız ve yolsuz şekilde tescil edildiğini, söz konusu kadastro çalışmasının hatalı olarak yapıldığını, dava konusu ... köyü 1 69... parselde kayıtlı taşınmazın müvekkiline ait olduğunu, müvekkilinden önce de burayı babasının kullandığını, bu durumu bütün köylünün bildiğini ileri sürerek dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesini istemiş, dava açıldıktan sonra çekişme konusu taşınmazın ... Köyü Tüzel Kişiliğine devredilmesi üzerine HMK'nın 125. maddesi gereğince davaya Köy Tüzel Kişiliğine karşı devam ettiklerini bildirmiştir.
II. CEVAP
Davalı ... vekili; müvekkilinin dava konusu yapılan 1 69... parselde kayıtlı taşınmazın maliki olmadığını, dolayısıyla davanın müvekkiline karşı açılmasının hukuken mümkün bulunmadığını, davacının dava konusu taşınmaz ile alakalı mülkiyete ilişkin iddialarının gerçeği yansıtmadığını, 2016 yılında yapılan çalışmalar neticesinde dava konusu taşınmazın mülkiyetinin müvekkili üzerine tescil edildiğini, müvekkilinin bu tescil işleminden haberinin olmadığını, dava konusu edilen taşınmazın gerçek sahibinin müvekkili olmadığını, fakat dava dilekçesinde iddia edildiği gibi dava konusu taşınmazın malikinin davacı da olmadığını, bu taşınmazın köyde kadastro çalışmalarının yapıldığı 1961 yılından beridir tüm köylünün kullanımında olan bir yer olduğunu, daha doğru bir ifade ile dava konusu taşınmazın kadimden beri köylüye ve köye ait olması nedeni ile bu taşınmaz üzerinde hiç kimsenin malik sıfatı ile zilyet olmadığını, dava konusu taşınmazın 2015 yılına kadar tapuda herhangi bir kaydının bulunmadığını, yani tapusu olmayan ve dolayısıyla Hazineye ait bir taşınmaz olduğunu, 2015 yılında kadastro çalışmaları yapıldığını ve dava konusu taşınmazın tespit dışı bırakıldığını, daha sonra 16.06.2016 tarihinde 3402 sayılı Kanun'un geçici 8. maddesi ve 14. maddesi gereğince müvekkili adına tescil edildiğini, dava konusu taşınmazın kadimden beri hiç bir zaman davacının veya muris ve murisi evvellerinin zilyetliği altında bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davalı ... vekili; öncelikle müvekkili Köy Tüzel Kişiliğinin bu davaya dahili davalı olarak eklenmesinin usule ve yasaya aykırı olduğunu, diğer müvekkili ...'in dava açıldıktan sonra dava konusu edilen taşınmazı asıl sahibi olan müvekkili Köy Tüzel Kişiliğine bağış yaparak devrettiğini, dosya içeriğinden de anlaşılacağı üzere dava konusu taşınmazın dava açıldıktan sonra devredilmesi nedeni ile davacının yasal seçimlik hakkını kullanmasına imkan sağlanması gerektiğini, yapılan kadastro çalışmalarında dava konusu 1 69... parselde kayıtlı taşınmazın diğer müvekkili ... adına tescil gördüğünü, müvekkilinin aynı zamanda diğer müvekkili Köy Tüzel Kişiliğinin muhtarı olduğunu, kendi adına kayıt yapıldığını öğrenen müvekkilinin bu yanlışlığın giderilmesi adına tapuya başvuruda bulunduğunu ve dava konusu taşınmazı asıl sahibi olan Köy Tüzel Kişiliğine devrettiğini, davacının müvekkil Köy Tüzel Kişiliğine ait bu taşınmazın kendisi adına kayıtlı olduğuna ilişkin beyanlarının kesinlikle doğru olmadığını, bu taşınmazın malikinin kadimden beri müvekkili Köy Tüzel Kişiliği olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; tüm dosya kapsamı ve delillerin değerlendirilmesinde kadastro tespit tarihinin 22.02.2016 olduğu, fen bilirkişisi ve harita mühendisinin müşterek imzalı 25.07.2023 tarihli raporunda taşınmazın (A) ve (B) harfi ile gösterilen alanlarında 2005 yılında fiili kullanımın olduğunun tespit edildiği, 2005 yılından tespit tarihi 2016 yılına kadar on bir yıllık zaman diliminde taşınmazın kullanıldığı, (B) harfi ile gösterilen alanın tarımsal olarak kullanılmadığı, keşif esnasında da tanık ve mahalli bilirkişilerin patoz ve iş makinelerinin durduğunu beyan ettiği, etrafını çevirip sahiplenmenin zilyetlik olmayacağı, (A) harfi ile gösterilen alanın tarımsal olarak kullanılsa dahi 1990 yılında dahi kullanılmadığı, yirmi yıllık zilyetlik süresinin dolmadığı anlaşıldığından davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dosya içeriğine, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, mahallinde yapılan keşif ve uygulama sonucunda alınan mahalli bilirkişi, davacı ve davalı tanıklarının taşınmazın evveliyatında köyün merası olduğunu ve davacının sonradan bir kısım ağaçları diktiğini belirtmelerine, evveliyatı mera vasfında olan yerlerin zilyetlikle kazanılamayacak olmasına, nitekim 2023 yılında yapılan keşif sonrası alınan ziraat bilirkişi raporunda taşınmazda tespit edilen ağaçların yaşlarının en fazla 25 ve daha aşağısında olduğunun belirlenmiş olmasına, hava fotoğraflarına göre taşınmazda en erken 2005 yılına ait hava fotoğraflarında kısmen zirai faaliyet bulunduğu belirtilmekle tespit tarihi itibariyle 20 yılın dolmadığının anlaşılmasına ve davacının kendisi açısından edinme koşullarının oluştuğunu ispat edememiş olmasına göre davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından HMK'nın 353/1-b.1. maddesi uyarınca davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesi ile; Yerel Mahkemenin, gerekçesinde 20 yıllık zilyetliğin dolmadığından bahisle davayı reddettiğini, ancak ağaçlardan bir kısmının 20 yaşından daha büyük olduğunun bilirkişi raporu ile anlaşıldığını, dolayısı ile o bölgede müvekkilinin babası ve akabinde müvekkili tarafından ağaçlandırma yapılarak çiftçilik yapıldığının ve 20 yılı aşkın süredir zilyetliğin sağlandığının ortaya çıktığını, İstinaf Mahkemesinin meranın zilyetlikle kazanılamayacağını gerekçe göstererek başvurularını reddettiğini, ancak bu alanın Devlet tarafından yapılan kadastro çalışması sırasında arsa olarak tescil gördüğünü ve arsa olarak şahıs adına tapusunun çıkarıldığını, şayet bu alan mera olsa idi kadastro çalışmaları sırasında arsa olarak tescil edilmesinin mümkün olmayacağını, dava açıldıktan hemen sonra davalı muhtar taşınmazı Köy Tüzel Kişiliğine devrettiği için köylülerin de köye kalsın mantığıyla ve muhtarın yönlendirmesi ile bu alanı eskiden mera olarak kullanıyorduk diye beyanda bulunduklarını, tanıklarının dinlenmemesinin doğru olmadığını, yine delil olarak bildirdikleri savcılık dosyasının bekletici mesele yapılmamasının da doğru olmadığını, eksik inceleme ile hatalı hüküm kurulduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dava, kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Dosya içeriğinden; Tokat ili, ... ilçesi, ... köyü 1 69... parsel sayılı 638,88 metrekare yüz ölçümlü, arsa vasıflı taşınmazın 22.02.2016 tarihinde senetsizden davalı ... adına tespit gördüğü, söz konusu tespitin 16.06.2016 tarihinde kesinleştiği, tespit malikinin dava açıldıktan sonra 12.01.2023 tarihinde taşınmazı diğer davalı ... Tüzel Kişiliğine tapuda bağışladığı anlaşılmaktadır.
Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup özellikle davacı tanıklarının bir kısmının keşifte dinlendiği, bu nedenle 26.09.2023 tarihli son celsede "Diğer tanıkların dinlenilmesinden HMK'nın 241. maddesi gereğince vazgeçilmesine" karar verildiği gözetilerek davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı 187,80 TL bakiye onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
05.11.2025 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.