Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E.2024/5478 K.2025/4826

🏛️ 1. Hukuk Dairesi 📁 E. 2024/5478 📋 K. 2025/4826 📅 03.11.2025

1. Hukuk Dairesi         2024/5478 E.  ,  2025/4826 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/2231 E., 2024/1553 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Adana 5. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2021/364 E., 2022/249 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı, mirasbırakan babasının 2019 yılında öldüğünü, kendisi yurt dışında yaşadığı için babasının terekesini ancak kontrol edebildiğini ve babasının adına kayıtlı olan dava konusu 65 87... parsel sayılı taşınmazın ½ payı ile 60 85... parsel sayılı taşınmazın 170/547 payının vekaleten satıldığını öğrendiğini, yaptığı araştırmada murisin ... Noterliğinin 23.09.2016 tarihli vekaletnamesi ile davalı ...’i Adana’da bulunan taşınmazlarının satışı için vekil tayin ettiğini, ...'in de anılan vekaletname ile dava konusu taşınmazlardaki muris paylarını davalı eşine murisin ölümünden kısa bir süre önce sattığını, temliklerin el ve işbirliği içerisinde murisi zararlandırma kastı ile yapıldığını, murisin vekaletname tarihinde 83 yaşında olduğunu, 11.03.2019 tarihinde murisin kısıtlanması için vesayet davası açıldığını, İzmir’de bulunan tüm taşınmazlara tedbir konulduğunu, bu durumu öğrenen davalı ...’in hemen taşınmazları temlik ettiğini, murisin tasarruf tarihinde ehliyetli olmadığını, murise ödeme yapılmadığını, bedelin çok düşük olduğunu ileri sürerek tapu kaydının iptali ile adına tesciline, olmazsa bedelin temlik tarihinden itibaren faizi ile davalılardan müştereken tahsiline karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
Davalılar; ...’in eski tapu müdürü, ...’nın ise eski tapu müdür yardımcısı olduğunu, Marmaris, Adana ve Mersin gibi yerlerde çalıştıklarını, muris ile ...’in tanışıklığının yaklaşık otuz yıl önce olduğunu, murisin babasından kendisine Adana’da yer kaldığını, diğer mirasçı olan kardeşi ... ile ailevi sebepler nedeniyle küs olduklarını, taşınmazların yerini dahi bilmediğini belirterek taşınmazları satışa hazır hale getirmesini istediğini, tüm işlem ve vergi ödemeleri ile emeğinin karşılığını ödeyeceğini belirttiğini, murisin ve kardeşinin ...’i vekil tayin ettiğini, murise ve kardeşine kök 5 64... parsel sayılı taşınmazların kaldığını, taşınmazların imar uygulamasına tabi tutulduğunu, 6183 sayılı Kanun uyarınca taşınmazlarda haciz bulunduğunu, ipoteklerin olduğunu ve vergilerin hiç ödenmediğini, intikal işlemlerinin yapıldığını tespit ettiklerini, taşınmazların satışa hazır hale gelmesi için tüm işlemlerin yapıldığını, harçların ve vergilerin yatırıldığını, ipoteklerin ve hacizlerin terkin ettirildiğini, tüm harcamaları ...’in karşıladığını, işlemleri tarafların olurunu alarak yaptıklarını, ...’in oğlunun da bu duruma şahit olduğunu, öncelikle pürüzlü ve çok hisseli olan kamu hizmetine ayrılan 611 parsel sayılı taşınmaz gibi taşınmazların işlemlerinin yapıldığını, satışı yapılan parsellerin bedellerinin murisin hesabına yatırıldığını, dava konusu taşınmazların paydaşların mutabakatı olmadığı için satılamadığını, yapılan masraflar, harcamalar ve emek karşılığı ücretinin ödenmesi için murisle görüştüğünü, murisin ödeme yapamayacağını, karşılık olarak dava konusu taşınmazlardaki payını alabileceğini söylediğini, bunun üzerine taşınmazın ... tarafından ...’ya devredildiğini, muris ölmeden 8-10 ay önce murisin kaldığı huzurevinde görüştüklerini belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarihi ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı ...'in, vekilin özen sorumluluğu kapsamında yaptığı işlemleri belgeleriyle delillendiremediği, 28.02.2022 havale tarihli rapor ile tüm Tapu Müdürlüklerinde yapılan incelemelerde davalı ...'in yaptığı işlemler için harç veya döner sermaye harcının ödendiğine ilişkin herhangi bir tespit yapılamadığı, ...’in muristen aldığı vekaletname ile müvekkilinin taşınmazlarını davalı eşine devrederek vekaleti kötüye kullandığı, tapudaki işlemler için 538.904,00 TL değerindeki taşınmazların devralınmasının hayatın olağan akışına ve dürüstlük kuralına aykırı olduğu, davalının taşınmazları ücret karşılığı aldığı savunmasına itibar edilmediği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalıların aralarındaki akrabalık bağı ile fikir ve eylem birliği ile hareket ettiklerini, davalı malik ...'nın vekalet ilişkisini bilen veya bilmesi gereken kişilerden olduğunun sabit olduğu, davalı vekil ...'in davacı asile karşı hesap verme yükümlülüğü kapsamında satım bedelini iade ettiğini yazılı olarak ispat edemediği, davalı vekil ...’in dava konusu taşınmazları vekalet ilişkisi kapsamında yaptığı iş ve işlemlerin karşılığı kendisine verildiğini ileri sürdüğünü, iş ve işlemlerin karşılığı taşınmaz devredileceğine dair bir durumun vekaletname içeriğinde olmadığı, davalının bu iddiasına ilişkin yazılı delil sunamadığı, vekaletnamenin verildiği tarihteki murisin yaşı ve davalı tarafa devredilen taşınmazların değeri dikkate alındığında vekalet görevinin kötüye kullanıldığının sabit olduğu, vekilin, vekil edenin menfaatlerini korumayarak onu zararlandırıcı işlem yaptığı, sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığı gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; deliller toplanılmadan eksik inceleme ile karar verildiğini, müvekkili tarafından kısmen uzlaşmalar ile yasal imkanlardan faydalanılarak davacının murisine ait taşınmazların 1960 yılından bu yana hiç verilmeyen emlak vergisi beyannamelerinin verildiğini ve emlak vergilerinin ödendiğini, veraset-intikal vergisi işlemlerinin ve ödemelerinin de yapıldığını, bu ödeme ve uzlaşma iş ve işlemlerine ilişkin belgelerin getirtilmediğini, taşınmazlardaki haczin kaldırıldığını, ... Vergi Dairesine borçlu olunması nedeniyle 19 59... tarihli 2 adet haciz şerhi ve ipoteğin olduğunu, Tapu Müdürlüğü ve ... Vergi Dairesinin arşivlerinde günlerce aramalar neticesinde gerekli evrak bulunup terkin yazılarının temini için büyük emek ve zaman sarf edildiğini, bu belgelerin de getirtilmediğini, huzurevi kayıtlarının geriye dönük olarak bir yıllık getirtilmesinin istenilmesine rağmen bu hususun yerine getirilmediğini, muris ile müvekkili ...’in görüşme dökümlerinin istenilmesine rağmen dosyaya kazandırılmadığını, 5 64... parsel sayılı taşınmazların imar uygulaması, ifraz ve benzeri işlemlerle oluşan bütün taşınmazlar ve bu arada dava konusu edilen taşınmazların işleme hazır hale getirilmesi için yapılan resmi ödemeler ile yolculuk ve konaklama gibi diğer masraflar ve sarf edilen emek ve sunulan hizmet bedelinin saptanmadığını, diğer mirasçı ve hissedar ...’ın oğlu ve vekili ...'ın tanık olarak dinlenilmesinin talep edilmesine rağmen dinlenilmediğini, istinaf itirazlarının incelenmediğini, vekalet görevinin kötüye kullanılmadığını, 2014 yılından 2017 yılına kadar müvekkilinin vekalet hükümleri uyarınca yaptığı işler sırasında doğan masraflar ile hak ettiği vekalet ücreti karşılığı bu taşınmaz hisselerinin muristen vekaleten devralındığını, ... Sulh Hukuk Mahkemesinin 2019/243 Esas sayılı vesayet davasında bütün mal varlığına tedbir konulduğunu, müvekkilinin vekalet ilişkisinden doğan masrafları ve ücreti almaya hak kazandığını ancak satış yapılamadığı için müvekkiline ödeme yapılmadığını ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmazsa bedel istemine ilişkindir.
Dosya içeriğinden; muris ...'in ... Noterliğinin 23.09.2016 tarihli vekaletnamesi ile Adana'daki taşınmazları için intikal, düzeltme ve satış yetkileri de içerir şekilde davalı ...'i vekil tayin ettiği, ...'in anılan vekaletname ile muris ...'in kayden maliki olduğu 65 87... parsel sayılı taşınmazdaki 1/2 payı ile 60 85... parsel sayılı taşınmazdaki 170/547 payını 26.06.2019 tarihinde satış suretiyle davalı eşi ...'ya temlik ettiği, muris ...'in 13.11.2019 tarihinde öldüğü, geriye mirasçı olarak oğlu ...'ın kaldığı görülmüştür.
Hemen belirtilmelidir ki; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) temsil ve vekalet akdini düzenleyen hükümlerine göre vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onu vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
TBK’da sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde "Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir. Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür. Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır." hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekaletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse görülecek işin niteliğine göre belirlenir (TBK'nın 504/1). Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi
belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil, değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK'da daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK'da benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır.
Öte yandan; vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet veren arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ancak üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması TMK'nın 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu Yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (re'sen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek, en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış, daima mahkum edilmiştir. Nitekim, uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Önemle belirtmek gerekir ki, yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi için, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanması zorunludur. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 27. (1086 sayılı HUMK’un 73.) maddesi, uluslararası sözleşmeler ve Anayasanın 36. maddesiyle en temel yargısal hak olarak kabul edilen hukuki dinlenilme hakkı gözetilerek mahkeme, tarafları dinlemeden, onların iddia ve savunmalarını bildirmeleri için usûlüne uygun olarak davet etmeden, açıklama ve ispat haklarını kullanmalarını sağlamadan hükmünü veremez. Bunun aksinin kabulü adil yargılanma hakkının ihlali sonucunu doğurur.
Somut olayda, davalıların cevap dilekçesinde tanık deliline dayandığı ve aynı dilekçe ile ...’ı tanık olarak bildirdikleri, ancak Mahkemece anılan tanığın dinlenilmediği görülmektedir.
Hal böyle olunca, davalılar tarafından bildirilen tanığın dinlenilmesi ile yukarıdaki ilkeler uyarıca değerlendirme yapılarak hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken davalılar tanığı dinlenilmeksizin savunma hakkı kısıtlanarak işin esası bakımından yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının değinilen yön itibariyle kabulü ile; temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair hususların şimdilik incelenmesine yer olmadığına,
Peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalılara iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
03.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.