Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E.2024/5504 K.2025/4874

🏛️ 1. Hukuk Dairesi 📁 E. 2024/5504 📋 K. 2025/4874 📅 03.11.2025

1. Hukuk Dairesi         2024/5504 E.  ,  2025/4874 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/203 E., 2024/1103 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Adıyaman 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2017/826 E., 2022/357 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı; maliki olduğu 1 79... parseldeki 1 nolu bağımsız bölümün tamamını davalı ...'e satış yoluyla temlik ettiğini, taşınmazdaki 1/2 payının satışının gerçek satış olup kendisinin ve dava dışı babası Bahattin'in davalı ...'den aldığı borçlara karşılık olarak yapıldığını, ancak geriye kalan 1/2 payının borç yükü altında bulunması ve icra takipleri nedeniyle icra baskısından kurtulmak amacıyla ve daha sonra geri verilmek üzere devredildiğini, bu hususta davalı ... ile aralarında devirden bir gün sonra inanç sözleşmesi imzaladıklarını, ancak borçlarının bir kısmını ödedikten sonra taşınmazın 1/2 payının iadesini istemesine rağmen davalı ...'in buna yanaşmadığını, satış bedelinin ödenmediğini ileri sürerek tapu iptali ve tescile karar verilmesini istemiş; yargılama sırasında 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 125. maddesi gereğince tapu iptali ve tescil isteğini taşınmazı yargılama sırasında devralan yeni malik ...'e yöneltmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı ...; başta kendisine olmak üzere piyasaya olan borçlarından dolayı davacı aleyhine birçok icra takibi başlatıldığını, bu nedenle davacının iflasın eşiğine girdiğini, davacıya bizzat veya borçları karşılığında alacaklılarına yapmış olduğu ödemelerin ve verdiği senetlerin bulunduğunu, bunların taşınmazın tapuda devrinden sonra gerçekleştirildiğini, bu durumun taşınmazın dava konusu edilen 1/2 payı için verildiğini gösterdiğini, anlaşmaları üzerine davacıdan aralarında yapmış oldukları sözleşmeyi yırtmasını istediğini, ancak davacının sözleşmeyi çizerek iptal ettiğini, kredileri ödedikten sonra ipoteği kaldırmak için tapu fotokopisinin lazım olacağını belirtip sözleşmeyi vermediğini, kötü niyetle açıldığını belirtip davanın reddini savunmuştur.
2. Davalı ...; gelir durumunun iyi olup parasını yatırıma dönüştürmek amacıyla dava konusu taşınmazı ... Emlak aracılığı ile satın aldığını, taraflar arasındaki husumeti ve davayı taşınmazı satın aldıktan sonra öğrendiğini, iyi niyetli olduğunu belirtip davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacı ile davalı ... arasındaki inanç sözleşmesinin varlığının sübut bulduğu, ancak son kayıt maliki olan davalı ...'in taraflar arasındaki inançlı işlemi bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi konumunda olduğunun ispatlanamadığı, bu haliyle 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla
; davacının, davalı ...'in iyi niyetli olmadığına ilişkin herhangi bir delil bildirmediği, davalıların nüfus kayıtlarından adreslerinin ve yerleşim yeri adreslerinin farklı olduğunun görüldüğü, birbirlerini daha önce tanıdıklarına ilişkin olarak dosyada delil bulunmadığı, satış değerinin az olarak gösterilmesinin tek başına kötü niyeti göstermeyeceği, her ne kadar davalı tanığı emlakçı ...'in, kendisinin dükkana ilişkin davanın son aşamada olduğunu tarafların bildiğine yönelik beyanı kayıtlara geçmiş ise de tanığın yazım sırasında araya girerek "dava konusu taşınmazın alıcı (davalı) ...'in dava konusu olduğunu bilip bilmediğini tam olarak hatırlamadığını belirttiği, İlk Derece Mahkemesince yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesinin doğru olduğu, öte yandan HMK'nın 125/1.a maddesi 2. cümlesi hükmü nazara alındığında taşınmazı devreden davalı ...'in halen davalı olarak gösterilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; HMK'nın 125. maddesinin uygulanması sonucu davalı ...'in davada taraf sıfatı kalmadığı halde Yerel Mahkemece, davaya ... yönünden de devam edilip iddia ve savunmalarının son celseye kadar dinlendiğini, bu hususun silahların eşitliği ilkesine aykırı olduğunu, davalı ... ile davalı ...'in birbirlerini yakından tanıdıklarını, aynı köylü olup ticari ilişkiler içerisinde bulunduklarını, taşınmazın Adıyaman'da bulunduğunu ve Adıyaman'ın da küçük bir il olduğunu, dolayısıyla dava konusu dükkanın müvekkile ait olduğunu herkesin bildiğini, kaldı ki dava devam ederken dava konusu taşınmaz için davalı ... ile davacı arasında tartışma yaşandığını ve bu tartışmanın da herkesçe bilindiğini, davalı ...'in ekonomik olarak hiçbir sıkıntı yaşamadığı dönemde taşınmazı satmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, taşınmazın rayiç değerinin çok altında bedelle devredilmesinin de davalılar arasında muvazaa olduğunu gösterdiğini, davalı ...'in taşınmazın değerini bilmediği gibi içini bile görmediğini, nitekim davalı tanığı Hüseyin'in de davalı ...'in taşınmazın davalı olduğunu bildiğini beyan ettiğini, eksik inceleme ve hatalı değerlendirme ile karar verildiğini belirtip kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dava, inançlı işlem hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacının maliki olduğu 1 79... parseldeki 1 nolu bağımsız bölümün tamamını 19.06.2015 tarihinde üzerindeki dava dışı Halk Bankası lehine olan ipotekle birlikte 115.000,00 TL bedelle davalı ...'e satış suretiyle temlik ettiği, satışa ilişkin tapu senedinin arka yüzüne 20.06.2015 tarihinde, taşınmazın %50'sinin ve Halk Bankasına ait kredinin tamamının ... Halil'e (davacıya) ait olduğu yazılıp davacı ile davalı ... tarafından imzalandığı, eldeki davanın 12.09.2017 tarihinde açıldığı, taşınmazın tapu kaydına 13.09.2017 tarihinde ihtiyati tedbir şerhi tesis edildiği, anılan şerhin 22.04.2019 tarihinde terkin edildiği, davalı ...'in taşınmazı yargılama sırasında (14.05.2019 tarihinde) üzerindeki ipotekle birlikte 167.500,00 TL bedelle ...'a devrettiği, davacının HMK'nın 125. maddesi gereğince tapu iptali ve tescil isteğini yeni malik ...'e yönelttiği anlaşılmaktadır.
Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre dava konusu taşınmazın inançlı işlem kapsamında davalı ...'e devredildiğinin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Kaldı ki bu husus taraflarca istinaf ve temyiz edilmediğinden uyuşmazlık konusu olmayıp uyuşmazlık, ikinci el konumundaki davalı ...'in ediniminde iyi niyetli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Bilindiği üzere hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları, satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle, alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 2. maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 9 88... , tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023. maddelerinin özel hükümleri getirilmiştir.
Bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır. İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş, bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış, iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş, değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarak da tapuya itimat edip taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur. Belirtilen ilke TMK'nın 1023. maddesinde aynen "tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan 3. kişinin bu kazanımı korunur" şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024. maddenin 1. fıkrasına göre "Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken 3. kişi bu tescile dayanamaz" biçiminde öngörülmüştür.
Ne var ki; tapulu taşınmazların intikallerinde huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden, iktisapta bulunan kişinin iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır. Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse, diğer yanda ise kendisi için maddi, hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır.
Bu nedenle, yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı, kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta şeklen iyi niyetli gözükeni değil gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması, bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir.
Nitekim bu görüşten hareketle, "kötüniyet iddiasının def'i değil itiraz olduğu, iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğinden (re'sen) nazara alınacağı” ilkeleri 08.11.1991 tarih l990/4 Esas, l99l/3 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşler de aynı doğrultuda gelişmiştir.
Öte yandan; 14/02/1951 tarihli ve 1949/17 Esas, 1951/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının sonuç kısmında belirtildiği üzere, “vakıa ve karinelerden, olayda kanunen iyiniyet iddiasında bulunamayacağı belirlenmiş olan kimsenin kötüniyetinin diğer tarafa ispat ettirilmesine artık sebep ve vecih kalmayacağına ve dava hakkının doğumunu sağlayan veya bertaraf eden iyi niyetin ve kötü niyetin bu durumda mahkemece re'sen nazara alınabileceğine” karar verilmiştir.
Mahkemece, son kayıt maliki olan davalı ...'ın ediniminin iyi niyetli olduğu, böylelikle TMK'nın 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanacağı kabul edilerek davanın reddine karar verilmiş ise de bu hususta yapılan araştırma ve incelemenin hüküm kurmaya yeterli olduğu söylenemez.
Şöyle ki; davaya konu taşınmazın satış tarihlerindeki değerinin keşfen saptanmadığı, davalı ... taşınmazı yargılama sırasında diğer davalı ...'den edinip HMK'nın 125. maddesi gereğince davada yer aldıktan sonra davacı tanığı ... ile davalı tanığı ...'in dinlendiği ancak tarafların bildirdiği diğer tanıkların davalı ... taşınmazı henüz edinmeden önce dinlendikleri, öte yandan davalı tanığı ...'in davalı ...'in taşınmazı alırken dava konusu olduğunu bildiğini beyan edip daha sonra bu ifadesi ile çelişkili olacak şekilde bu hususu tam olarak hatırlamadığını beyan ettiği görülmektedir.
Hal böyle olunca; tarafların bildirdikleri tanıkların son kayıt maliki olan davalı ...'in iyi niyetli olup olmadığının tespitine yönelik olarak yeniden dinlenmeleri, bu konudaki delillerin eksiksiz toplanması, tanık Hüseyin'in beyanları arasındaki çelişkinin giderilmesi, taşınmazın üzerindeki ipotekle birlikte devredildiği gözetilerek satış tarihlerindeki değerlerinin keşfen saptanması, 14.02.1951 tarihli, 17/2 sayılı YİBK’nın uygulanmasını gerektirir vakıaların bulunup bulunmadığı da değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve araştırma ile yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru değildir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan harcın istek hâlinde temyiz eden davacıya iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 03.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.