Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E.2025/3517 K.2025/3837
1. Hukuk Dairesi 2025/3517 E. , 2025/3837 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/2047 E., 2024/337 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2018/141 E., 2021/89 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı tereke temsilcisi tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1.Davacı ... adına vasi adayı sıfatıyla ... vekili tarafından sunulan dava dilekçesinde; davacının 1935 doğumlu olduğu ve uzun süredir demans hastalığı sebebiyle tedavi gördüğü, hastalığa bağlı olarak yakın geçmişini unutmaya başladığını ve yakın çevresini dahi tanıyamadığını, bu nedenle ... tarafından davacıya vasi tayini amacıyla sulh hukuk mahkemesine başvuru yapıldığını, bu süreçte davacının kayden maliki olduğu .. ili, .. ilçesi, .. Mahallesinde kain 89 76... , 89 79... , 89 90... ve 89 91... parsel sayılı taşınmazlarda bulunan paylarını davalı ...'e satış suretiyle temlik ettiğini, temlike konu paylara yönelik dava dışı ... tarafından ... 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2017/345 Esas sayılı dosyasında önalım davası açılması üzerine bu payların muvazaalı şekilde davalı ...'na temlik edildiğini, bu temliklerde davacı ...'e bir bedel ödenmediğini ve temliklerin yapıldığı dönemde davacının ehliyetsiz olduğunu ileri sürerek dava konusu payların tapu kaydının iptali ile davacı adına tescilini talep etmiştir.
2.Aşamalarda; ... 4. Sulh Hukuk Mahkemesinin 22.05.2018 tarih ve 2017/2321 Esas, 2018/1159 Karar sayılı kararıyla davacı ...'in kısıtlanmasına ve ...'in vasi atanmasına karar verilmiş, davacı ...'in 12.11.2018 tarihinde ölümü üzerine, ... 8. Sulh Hukuk Mahkemesinin 19.07.2019 tarih ve 2018/174 Esas, 2019/960 Karar sayılı kararıyla davacı muris ... terekesine temsilci olarak Avukat ... atanmıştır.
II. CEVAP
1.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davalının, davacının ve vasi adayının yakınlarından aynı taşınmazdaki farklı hisseleri satın aldığını, davacının dava konusu taşınmazlardaki paylarını bizzat sattığını ve satış tarihi itibariyle temyiz kudretinin bulunduğunu, dava konusu taşınmazlardaki payların davalı tarafından 937.000,00 TL karşılığında satın alındığını bilahare 03.08.2017 tarihinde diğer davalı ...'na 1.000.000,00 TL karşılığında satıldığını, diğer davalı tarafından ödemenin banka havalesi yoluyla yapıldığını, davacının temyiz kudretinin bulunmadığına ilişkin iddianın da gerçeği yansıtmadığını ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.
2.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davalının dava konusu taşınmazdaki payları diğer davalı ...'den 1.000.000,00 TL bedelle satın aldığını, ödemenin banka kanalıyla yapıldığını, davalının tapu kaydına güvenerek iyiniyetli şekilde satın aldığını, iyiniyetinin korunması gerektiğini, davacının temyiz kudretinden yoksun olduğu iddiasının gerçeği yansıtmadığını, öte yandan davalılar ... ve ... arasında herhangi bir bağ bulunmadığını, davalı ...'nın dava konusu payları rayiç değerleri üzerinden satın aldığını ve bu payları devralabilecek ekonomik güce sahip olduğunu ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dava konusu taşınmazların davacı muris ... adına kayıtlı iken satış yoluyla ...'e, onun tarafından da davalı ...'na devredildiği, Adli Tıp Kurumunun dosya kapsamında mevcut 09.09.2020 tarihli raporuyla ...'in temlik tarihleri olan 20.06.20 16... .08.2017 tarihlerinde fiil ehliyetinin bulunmadığının belirlendiği, bu kapsamda taşınmazların ...'e satış tarihi itibariyle davacının temyiz kudretinde bulunmaması nedeniyle bu temlik işlemine hukuken değer verilemeyeceği, bununla birlikte dava konusu taşınmazların davalı ... tarafından 03.08.2017 tarihinde diğer davalı ...'na devredildiği, davalı ...'nın dava konusu taşınmazları gerçek bedellerine yakın bedeller ödemek suretiyle temlik aldığının sunulan banka dekontları ile ispatlandığı ve davalı ...'nın dava konusu taşınmazların ilk el davalı ...'e temlik tarihi itibariyle davacının temyiz kudretini haiz olmadığını bilen ya da bilmesi gereken kişilerden olduğunun dosya kapsamı itibariyle ispatlanamadığı belirtilerek davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı tereke temsilcisi tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dava konusu payların davacı ... tarafından satış yolu ile davalı ...'e temlik edildiği, dosya kapsamında mevcut 09.09.2020 tarihli Adli Tıp Kurumu raporunda 20.06.2016 tarihinde davacının hukuki ehliyeti haiz olmadığı tespit edilmesi karşısında davalı ...'e yapılan satış işleminin yok hükmünde olduğu ancak dava konusu payların ilk temlikten yaklaşık bir yıl sonra davalı ... tarafından diğer davalı ...'na satış yolu ile devredildiği, son kayıt maliki Melik tarafından taşınmazların bedellerinin ...'in banka hesabına havale edildiği, Mahkemece yapılan keşif neticesinde alınan bilirkişi kurulu raporunda taşınmazların davalı ...'na devredildiği tarihteki değerlerinin 755.472,16 TL olduğunun tespit edildiği, davacı tarafça davalı ...'nın taşınmazları kötüniyetli olarak devraldığı ve davacı ...'in taşınmazları ...'e devrettiği tarihte hukuki ehliyetinin olmadığını bilen ya da bilmesi gereken kişilerden olduğunun dosya kapsamı itibariyle ispat edilemediği belirtilerek tereke temsilcisinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1.Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı tereke temsilcisi tarafından temyiz başvurusunda bulunulmuştur.
2.Tereke temsilcisi temyiz dilekçesinde; dava konusu payların davalı ...'e temlik tarihi itibariyle davacı muris ...'in temyiz kudretini haiz olmadığının dosya kapsamında alınan raporlarla sabit olduğunu, dava konusu payların bu temlikten sonra dava dışı ... tarafından ... 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2017/345 Esas sayılı dosyasında görülen önalım davasını bertaraf etmek amacıyla diğer davalı ...'na temlik edildiğini, davalıların aynı muhitte bulunması, birbirlerini tanımaları, emlakçılık ile iştigal ediyor olmaları, dava konusu taşınmazların sayısı, taşınmazların kısa süre zarfında el değiştirmesi ve davalılardan ...'nın diğer davalıya ödediğini iddia ettiği bedeller ile taşınmazların temlik tarihi itibariyle hesap edilen bedeller arasında aşırı farkın bulunması nazara alındığında davalılar arasındaki temlikin hileli bir şekilde gerçekleştirildiği sonucuna varılacağını ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dava, ehliyetsizlik hukuki nedene dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Dosya kapsamı ve toplanan delillerden; davacı ...'in kayden maliki olduğu ... ili, ... ilçesi, ... Mahallesi 89 76... parsel, 89 79... parsel, 89 90... parsel ve 89 91... parsel sayılı taşınmazlardaki 1/4'er payını 20.06.2016 tarihinde davalı ...'e satış suretiyle temlik ettiği, davalı ...'in davacı ...'den temlik aldığı payları 03.08.2017 tarihinde davalı ...'na satış suretiyle temlik ettiği, Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulunun 09.09.2020 tarihli raporuyla davacı muris ...'in 20.06.20 16... .08.2017 tarihlerinde fiil ehliyetini haiz olmadığının tespit edildiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları, satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle, alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 2. maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 9 88... tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023. maddesinin özel hükümleri getirilmiştir.
Öte yandan; bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır. İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş, bunların aleniliğini sağlamış, iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş, değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarak da tapuya itimat edip taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur. Belirtilen ilke TMK'nın 1023. maddesinde aynen "tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur" şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024. maddenin 1. fıkrasında "Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz" biçiminde öngörülmüştür.
Ne var ki; tapulu taşınmazların intikallerinde huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır. Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi, hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır. Bu nedenle yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı, kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta şeklen iyi niyetli gözükeni değil, gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması, bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Nitekim bu görüşten hareketle "kötüniyet iddiasının def'i değil itiraz olduğu, iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğinden nazara alınacağı ilkeleri 08.ll.l99l tarih l990/4 Esas, l99l/3 sayılı İnançları Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşler de aynı doğrultuda gelişmiştir.
Diğer taraftan; üçüncü şahsın iyi niyetli olup olmadığı ve satışın kötüniyete dayandığının hangi hâllerde bilinmesi gerektiği araştırılırken kesin bir ölçü koymak mümkün değil ise de genel bazı kriterlerle önemli özel durumların araştırılması gerekir. Genel kriter olarak, davalının dayandığı tescilin kötüniyetli olduğunu ve taraflar arasındaki uyuşmazlığın genel hayat tecrübelerine ve hayatın doğal akışına göre bilip bilmediği veya normal görünüşlü bir insanın sarf etmesi gereken dikkati sarf etseydi yolsuzluğu ve uyuşmazlığı bilecek durumda olup olmadığı araştırılmalıdır. Belirtmek gerekir ki, durumun gereklerine göre kendinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyi niyet iddiasında bulunamaz. Bir kişinin kendinden beklenen özeni gösterip göstermediği ise normal bir insanın hayatın olağan akışı içerisinde sergilediği davranış biçimi dikkate alınarak belirlenir. Gerçekten de, kanun koyucunun iyi niyeti koruyarak gerçek hak sahibinin hakkını feda ettiği bu hâlde iyi niyetin objektif olarak mevcut olması gerekir. Buna göre makul bir insanın göstereceği özenle herkesçe bilinebilecek bir gerçeği görmeyen ve tedbirli bir insanın şüphelenebileceği bir durumu dikkate almayarak ihmalkâr davranan kişi iyi niyetli sayılamaz. Tapu kütüğündeki kayıtların yolsuz olduğuna dair gerekçesiz soyut bir iddia iyi niyet karinesini ortadan kaldırmaz ise de iyi niyet karinesine dayanan ve durumdan şüphelenen kişinin de kuşkuya yer vermeyecek şekilde ciddi bir araştırma yapmadan özen yükümlülüğünü yerine getirdiği söylenemez.
Bu açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde; davacı ...'in dava konusu taşınmazların davalı ...'e temlik tarihi olan 20.06.2016 tarihi itibariyle fiil ehliyetini haiz olmadığının Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Dairesinin 09.09.2020 tarihli raporuyla tespit edilmesi karşısında ilk el konumundaki davalı ...'e satış suretiyle yapılan temlikin geçersiz olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır. Eldeki davada uyuşmazlık, dava konusu taşınmazları 03.08.2017 tarihinde davalı ...'den satış suretiyle temlik alan son kayıt maliki davalı ...'nın iyiniyetli olup olmadığı, bir başka ifade ile TMK’nın 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanıp yararlanamayacağı noktasında toplanmaktadır.
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, son kayıt maliki davalı ...'nın dava konusu taşınmazları kötü niyetli olarak devraldığının ve ilk temlik tarihi olan 20.06.2016 tarihi itibariyle davacı ...'in hukuki ehliyetinin olmadığını bilen ya da bilmesi gereken kişilerden olduğunun dosya kapsamı itibariyle ispatlanamadığı kabul edilerek davanın reddine karar verilmiş ve aynı hususlar Bölge Adliye Mahkemesi tarafından da benimsenmiş ise de bu hususta yapılan inceleme ve araştırmanın hüküm vermeye yeterli olduğunu söyleyebilmek mümkün değildir. Zira; davacı tarafça dava konusu taşınmazların davalı ...'e temlikinden sonra dava dışı ... tarafından ... 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2017/345 Esas sayılı dosyasında temlike konu paylara yönelik açılan önalım davasını sonuçsuz bırakmak amacıyla bu payların muvazaalı şekilde davalı ... ... temlik edildiği ifade edilmesine karşın söz konusu dava dosyası dosya kapsamına alınarak incelenmemiş, taraf tanıklarının yalnızca davacı ...'in fiil ehliyeti hususunda beyanları alınmış, davacı tarafça davalıların aynı muhitte bulunduğu, aynı iş ile iştigal ettikleri ve birbirlerini tanıdıkları ileri sürülmesine rağmen bu hususta herhangi bir araştırma yapılmamıştır.
Hal böyle olunca; davalı ...'nın iyi niyetli olup olmadığı ve TMK'nın 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanıp yararlanmayacağının yukarıda belirtilen ilkeler ışığında tespiti hususunda taraflarca gösterilen deliller değerlendirilmek ve hüküm kurmaya yeterli araştırma yapılmak suretiyle hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken anılan hususlar göz ardı edilerek yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Tereke temsilcisinin temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
18.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.